1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Atsız'dan Seçmeler: Türkçü Kimdir?

Orkun
Türkçü, Türk ırkının üstünlüğüne inanmış olan kimsedir. Bilir ki bugün görülen geri ve kötü ne varsa, hepsi, geçici bir hastalığın arazlarıdır ve geçmiş zamanlarda bizi ileri götüren, zaferden zafere yürüten faziletlerin hepsi kanımızda, ruhumuzda, içimizde gizli bir hâlde yaşamakta, belirecek imkân ve fırsat aramaktadır.

Türkçü, millî menfaatleri şahısların üstünde tutan, millî mukaddesata ve maziye saygı gösteren, vazife ahlâkı yüksek olan, haksızlığa savaşta pervasız bir insandır.

Türkçü, eyyamperest ve dalkavuk olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir. Tarihimizde kahramanlık ve büyüklük bol bol mevcut olduğu için bazı küçük milletlerin yaptığı gibi kahraman ve kahramanlık icadına lüzum görmeden esasen var olanların hakkını vermekle iktifa eder. Böylelikle, millî kahramanlarına saygı gösterir, fakat millî kahramanların kusurlar ı da varsa söylemekten çekinmez ve hiçbir sebeple, kahraman olmayana kahramanlık payesi vermez. Hele Türklüğün mukaddesatını tahrip edenleri asla bağışlamaz ve bunları bağışlayanları millî düşman sayar.

Türkçü mütevazı olmaya mecburdur. Çünkü kendini ileri sürmek, yaptığının karşılığını beklemek veya takdir olunmak içindir. Halbuki takdir beklemek bir hodbinliktir. Türkçü, milletine bir hizmet yaparken bunu beğenilmek için değil, vazife bildiği için yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile, adı sanı bilinmeden ölüp mezarsız yatan şehitlerin hizmeti yanında pek küçük kalacağını bilir.

Türkçülük yükselmek için değil, yükseltmek içindir. Topluluklar fedakâr fertlerin çokluğu nisbetinde yükselir.

Türkçülük bir fikir olduğu kadar da inançtır. İnanç olduğu için de münakaşasız, tenkitsiz kabul olunur. Onun münakaşa ve tenkit edilecek tarafları temeli, esası değil, teferruatıdır.

Türkçük dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde için için bir kemirme var demektir. Türkçü, ülküdaşlarıyla olacak bir geçimsizliğin ülküye darbe olduğunu bilir.

Türkçü, hiç şüphesiz, Türk'ten olur. Fakat her "Türkçüyüm" diyen Türk, Türkçü değildir. Samimî olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması lâzımdır.

Türkçünün en büyük vazifesi Türklüğe hizmettir. Bunun da baş şartlarından biri çevresinde bulunanlara Türklük sevgisini aşılamaktır. O yorulmadan ve bıkmadan Türk ırkının üstünlüğünü anlatacak, yabancıların tehlikesini söyleyecek, Türk ahlâkının gereklerini bildirecek, barışmaz düşmanımızın Moskof olduğunu telkin edecektir.

Moskofçu komünistin vatan haini olduğunu en iyi ve herkesten önce anlayan Türkçülerdir. Onun için komünistlerle her yerde, her vasıta ile, her şekilde savaşacaklardır.

Kısacası: Türkçüler yirminci yüzyılda Türk milletinin fedakârlarıdır.

(Orkun, 20 Ekim 1950,

3. Sayı.)

TÜRKÇÜLERE İKİNCİ TEKLİF

Elifbemizin dördüncü harfi "Ç"dir. Böyle olduğu hâlde hemen her yerde, bir şeyin maddeleri harflerle sıralandığı zaman a, b, c, d sırası takip olunuyor. Böylelikle yine Fransız alfabesi sırasını takip ederek yabancı kültürün tesiri altında kalıyoruz. Meselâ okullarda çok şubeli sınıflar a, b, c, d, e şubeleri adını alıyor. Halbuki a, b, c, ç, d şubeleri adını alması gerek. Türkçüler bundan sonra bu gibi yerlerde elifbemizin sırasına uyarak yabancının tesirini atmaya çalışmalıdır. Bu sıra takip olunurken "ğ" ve "ı" harfleri de atlanmamalı, yalnız kendi elifbemiz göz önünde tutulmalıdır. Yazıda Firenk alfabesi sırasını takip etmekle Frenk adı taşımak arasında fark yoktur.

(ORKUN, 20 Ekim 1950, 3. Sayı)