1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“Atsız Beg’in Ölümünün 31. Yılı Münasebetiyle” Bir İhtilâl ...

Yağmur Çavuşoğlu
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarifi yapılırken, bilindiği üzere herkes demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu üzerine basa basa vurgular. Son otuz-kırk yıldır demokrasi ve laiklik kavramı, hatta bizzat Cumhuriyet’in kendisi tartışıldığı gibi, bizim millî yapımıza, gelenek ve göreneklerimize, tarihî geçmişimiz ile dünyada yükümlü olduğumuz vazifeler göz-ardı edilerek zaman zaman hazırlanan kanunlar da Türk milletinin üzerine olmuyor; ya dar veyahut da bol geliyor. Çeviri yasalardan da ancak bu kadar oluyor.

Bütün bunlar bir yana, bizim üzerinde duracağımız konu, devletin sosyal olmasıyla ilgilidir. Sosyal bir devletin temel vazifelerinin başında halkın karnını doyurması, güvenliğini içeride ve dışarıda sağlamasıyla, eğitim ile sağlık ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi gelmektedir. Burada hemen aklımıza bir ata sözü takılıyor: “Deveye sormuşlar, neren eğri? O da nerem doğru ki” diye cevaplamış. İçinde bulunduğumuz durum aynen böyle. Türkiye Cumhuriyeti Devleti günden güne yıpratılmakta, millî bünye ve kurumlar yozlaştırılıp ortadan kaldırılmakta, Türk milletinin kanı ve canı pahasına tesis ettiği millî devlet ve Cumhuriyet içeriden de bazı alçakların desteğiyle parçalanıp, yıkılmak isteniyor. Bereket ki zaman zaman bir kısım Türkçü aydın ile Türk ordusu yapılan yanlışlıkları ve hainlikleri yiğitçe göğüsleyebiliyorlar. Gönül arzulardı ki, Tü rk milletinin bütün fertleri ve kurumları bir batağa sürüklenmeye çalışılan devletimize sahip çıksınlar, ordumuz da asıl görevi olan dış tehditlere karşı ülkemizi savunsun. Ama millet son otuz-kırk yıldır o kadar sindirildi ki; “Türküm, Türk milliyetçisiyim, Türkiye’yi ve Türk milletini çok seviyorum” demekten bile insanlar korkar oldular. Bunları birileri ağzından kaçırdığı takdirde, hele bir de okumuş-yazmış, daha milletine çok hizmet edebilecek bir kişiyse başına örülmedik belâ bırakılmıyor. Adeta Türkiye Cumhuriyeti içeriden ve dışarıdan kuşatılmış, Türklerin sesi-soluğu kesilmiş, Türk milleti şamar oğlanı durumuna düşürülmüştür. Bütün siyasî istikbâllerini halkın iyi bir şekilde karınlarının doyurulmasından ibaret sayan basiretsiz idareciler yüzünden, Türk devletinin dünyada neredeyse hiçbir itibarı kalmadı.

Herşey bir yana, arasıra Türkiye’nin geleceğinden endişe duyan insanların dile getirdiği gibi, millî eğitim en önemli meselemizdir. Türkiye’de eğitimin milli olmaktan çıktığını imkânlarımız ölçüsünde dile getirmeye çalıştık. Hele son zamanlarda özellikle orta öğretim kurumlarında yaşanan öğrenci-öğretmen ilişkileri tam bir rezalet hâline geldi. Hiç kimse bunların altında iyi niyet veya masumiyet aramasın.

Devletin en üst kademesindekilerin göz yummasıyla devlet okullarında eğitim bitirilmiştir. Zaten yapılmak istenen de budur. İlkokullardan üniversiteye kadar hepsinin özelleştirilmesi ve paralı olması amaçlanmaktadır. Kasıtlı bir şekilde Millî Eğitim okullarına bakılmıyor. İhtiyaçların büyük bir kısmı veliler tarafında karşılanıyor. İnsanlar artık çocuklarını özel kolejlerde okutmanın yollarını arıyor. Biraz dar gelirliler bile devlet okullarında hiçbir eğitim verilmediğini bildiklerinden boğazlarından, giyeceklerinden kısarak çocuklarını dershanelere gönderiyorlar. İşin ilginç tarafı dershanelerdeki hocaların da büyük bir kesimi yine fiilen Millî Eğitim’de çalışanlar veya oradan ayrılmış kişiler. Bu öğretmenler devlet okullarında aynı eğitimi ve ilgiyi göstermiyorlar, ama özel okullarda, dershanelerde, kurslarda bütün hünerlerini sergiliyorlar. Ama bu arada köylünün, garibanın çocuğu devlet okullarına devam etmek ve kendilerine ne verilirse yetinmek durumunda. Hani sosyal devlet, hani eğitimde fırsat eşitliği? Böyle sosyal devlet mi olur? Eğer bugün, biz isyan noktasına gelmiş isek, demek ki kötü giden birşeyler var.

Ya tıp ve doktor camiasına ne demeli? Doktorlarımızın maalesef dinleri, imanları para olmuş. Gözlerini hırs bürümüş. Yazıklar olsun bu devletin sizler için harcadığı emeğe. Güya sosyal devlet bütün vatandaşlarına eşit ölçüde sağlık ve eğitim götürür. Geçin bunları. Paranız varsa en gözde profesörler önünüzde binbir takla atıyorlar. Eğer fakirseniz kimse yüzünüze bakmıyor. Doktorlar en basit ameliyatı bile 2 milyardan aşağı yapmıyorlar.

Sağlık politikalarımız da son 30-40 yıldır tam bir keşmekeşe büründü. Gittikçe düzelmesi gerekirken, daha da berbatlaşıyor. Devletin başlıca vazifelerinden birisinin de, ücretsiz sağlık hizmeti vermek olduğuna yukarıda işaret etmiştik. Ancak paranız yoksa devlet hastanelerine bile gidemiyorsunuz. Bir ameliyat veya muayene için aylarca, hatta bazen yıllarca sonraya gün atılıyor. Devlet hastanelerinde gariban vatandaşa bakmaya vakitlerinin olmadığını, yetişemediklerini söyleyen düzenbaz doktorlar (tabiî ki namuslu, ülkesini ve devletini her şeyden çok seven, milletine hizmet götürmeyi kendisinin millî bir görevi olarak gören doktorlarımızı tenzih ederiz) , özel hastanelerde çatır çatır ameliyat yapıyorlar. Zavallı fakir Türk insanı da hastane köşelerinde sıra beklerken, çoluğun çocuğun doktorculuk oynamaları yüzünden mahvolup gidiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir an önce bu kötü vaziyete dur demesi gerekmektedir. Bu bir yaradır ve yaraların tedavi edilmesi lâzımdır. Devlet vatandaşına eşit eğitim ve sağlık hizmeti sunmalıdır. Bu yüzden bütün özel okullar ve hastaneler kapatılmalıdır. Devlet hastanelerinin haricinde muayene yapan doktorlara ceza verilmelisi gibi, özel ders ve kurs veren öğretmenler de derhal mesleklerinden atılmalıdır.

Kısaca bir ihtilâl lâzım.