1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ATATÜRK’Ü ANLAYABİLMEK

Serdar Erdoğan
NUTUK yakın tarihimizi anlatan en doğru kaynaklardan birisidir. Türk Kurtuluş Savaşı’nda yaşananları daha sonra Cumhuriyet’in kuruluşu ile ilgili süreci belgeleri ile açıklayan çok önemli bir eserdir. Bilindiği gibi Nutuk 15-22 Ekim 1927 tarihleri arasında toplam 36 saat 31 dakika süren bir konuşmadır. Atatürk tarafından yapılan bu konuşma 19 Mayıs 1919’da Samsun’a yürüyüşün başladığı tarihten, 1926 yılı ortalarına kadar geçen zamanda yapılan mücadeleyi belgeleri ile ortaya koymaktadır. Yakın tarihimizi anlatan bu yönü ile önemli bir kaynaktır. Asıl önemli bir yönü ise Atatürk’ün fikir yapısını, ruh yapısını ve ATA’yı en iyi anlamamızı sağlayan bir şâheserdir. Nutuk bir, iki , üç …..onlarca kez okunması gereken bir kitaptır. Okurken üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır.

Atatürk hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan diğer bir kaynak ise Atatürk’ün konuşmalarını içeren “SÖYLEV VE DEMEÇLER” adlı eserdir. Atatürk’ün değişik zamanlarda yapmış olduğu konuşmaları, bu kaynakta yer almaktadır.

Atatürk hakkında diğer kaynaklar ise çeşitli araştırmacıların hazırlamış olduğu kitaplardır. Atatürk’ün sağlığında yanında yer almış, onunla mülâkat yapmış ve çeşitli halk toplantılarında, sohbetlerde yapmış olduğu ve dönemin gazetelerine yansıyan konuşmalarını içeren kitaplar da vardır. Bunlar da yukarıdaki açıklamalarını verdiğimiz “NUTUK” ve “SÖYLEV VE DEMEÇLER” den sonra okunması lâzım gelen kaynak eserlerdir.

Yukarıda açıkladığımız bu kaynakların okunması gerekir. Atatürk’ü en güzel şekilde anlamak için okunması şarttır. Yalnız burada okuyucuların dikkat etmesi lâzım gelen en önemli mesele şudur: Sıradan yayınevlerinin ve tercüme yapanların hazırlamış olduğu kitaplar okunmaması gerekir. Yüzlerce NUTUK ve ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERİ kitapçılarda yer almaktadır. Hepsinde sadeleştirmeden kaynaklanan hatalar vardır. Aynı olayları anlatan satırların hatalı sadeleştirme sonucunda farklı anlamlar kazanmasını sağlayan anlatımlar bu kitaplarda yer almaktadır. Özetlenmiş hâlde genç okuyucular için hazırlanmış Nutuk kitaplarının ise tamamı yalan yanlış eklemeler, yazar yorumları ile doldurulmuştur. Okuyucuların bunlara dikkat etmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalar konunun önemi açısından sonunda söylenmesi gerekenlerdi. Ama başta söylemek zorunda kaldığımız bir mesele hâline gelmiştir. Çünkü içinde bulunduğumuz şartlar ve süreç öyle bir hâle gelmiştir ki, tüm toplum birileri tarafından kullanılmak veya kandırılmakta ya da çok hassas değerlerimiz istismar edilmektedir. Bu hep yıllarca böyle yapıla gelmiştir. Atatürkde hep bir takım zihniyetler tarafından istismar edilmiştir. Bir takım gruplar tarafından ise yanlış anlatılmıştır. Veya bilinçli hâlde Atatürk’e ve aslında onun kimliğinden Türk milletine karşı siyasî malzeme olarak kullanılmış ve hakkında olumsuz düşünceler geliştirilmiştir.

Atatürk hakkında başta Atatürkçü ve Kemalist gibi söylemlerle kendilerini tanımlayanların yapmış oldukları hatalar vardır. Bunları da kendi içlerinde çeşitli grup ve kategorilere ayırmak mümkündür. T abi ki biz bir bilimsel sınıflama yapmayacağız. Her gün çevremizde, otobüste, mahallemizde, iş yerlerimizde; çeşitli gazeteler, dergiler ve kitaplarda karşımıza çıkan kişilere onların davranışlarına ve onların fikirlerine bakmamız meseleyi anlamamızı sağlayacaktır. Atatürkçülük tanımı ile kendilerini tarif eden zihniyet, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerinden uzak bir Atatürkçülük tanımı, tarifi ve de uygulayışı, söylemi içindedirler.

Şöyle ki; onlara göre Atatürkçülük, kısaca Atatürk devrimlerinin yaşatılması ve Cumhuriyet’e sahip çıkılmasıdır. Bu yapılırken maalesef Atatürk’ün milliyetçiliği ve Atatürk karşıtları tarafından en çok tartışılan dindarlığı, İslâmiyet’e ve din alanında ki çalışmalarına, hizmetlerine vurgu yapılmaz. Bu konular Atatürkçü-Kemalistler tarafından ihmal edilen konular olmuştur. Böylece Atatürk’ün, Atatürkçü-Kemalistler tarafından vurgulanmayan, ihmal edilen milliyetçiliği, Türkçülüğü; Atatürk’ün toplum için yaptığı reformlardan ve devrim hareketlerinden yola çıkarak, komünistler, sosyalistler tarafından kullanılan alan olmuştur. Aynı şekilde boşlukta kalan, ihmal edilen, vurgulanmayan din alanındaki çalışmaları, hizmetleri Atatürk karşıtları tarafından doldurulmuştur. Böylece de Atatürk düşmanlığı ve Cumhuriyet düşmanlığı hâline dönüşmüştür.

Atatürk şuurlu bir Türk milliyetçisidir. Onun, fikirlerimin babası dediği büyük Türkçü merhum Ziya Gökalp, Atatürk’ün düşünce yapısını etkileyen en önemli şahsiyettir. Atatürk’ün Türkçülüğünü gösteren en büyük kanıtı tüm olumsuz gelişmelere rağmen Türk milletiyle ortaya çıkardığı Türk Devleti olmuştur. Vatansever olması, antiemperyalist oluşu, bağımsızlığı ve Türklük ülküsü Atatürk’teki şuurlu Türk milliyetçiliğini yansıtır. Öyle ki tüm konuşmalarında hep Türklüğe ve Türk milliyetçiliğine vurgu yapmıştır. Maalesef Atatürk’ün ölümüyle onu anlatan, belirten simgeler birer birer ortadan kaldırılmış, daha sonra da kitap sayfalarında, tarihte kalması için bir hatıra Atatürkçülüğü geliştirilmiştir. Böylece de Atatürkçü-Kemalist bir ideolojik tarif ortaya çıkmıştır. İdeolojik tanımlamanın en belirgin olduğu taraf, Atatürk’ün milliyetçiliği olmuştur. Türk milliyetçiliği tarifi içinde kalan Atatürkçü düşünce yapısı, Atatürkçü-Kemalist’ler tarafından Türk milliyetçiliği fikir yapısının karşısına Atatürk milliyetçiliğini geliştirmişlerdir. 1960 Anayasası’nda yer alan Türk milliyetçiliği anlayışı, 1982 Anayasasının içine 12 Eylül darbecileri tarafından Atatürk milliyetçiliği şeklinde değiştirilerek yerleştirilmiştir. (Anayasa madde:2) Oysa ki Atatürk’ün altı başlıkta açıkladığı ve Türkiye’nin kuruluşunda temel esas olan inkılâplardan ikincisi MİLLİYETÇİLİK’tir. Atatürk’ün anladığı milliyetçilik, tarif ettiği milliyetçilik Türk milliyetçiliğidir. “Millet, millî hâkimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacağız” .

Atatürk’ün; “Bana insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkalâdelik Türk olarak dünyaya gelmemdir”, “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz”, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” gibi söylemlerinin yanında, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir..” gibi konuşmaları ve sözleri hep onun milliyetçiliğini yansıtan ifadeleridir. Şayet bu sözler Atatürk tarafından söylenmemiş olsaydı, bugünkü sosyalist, halkçı, özgürlükçü, demokrat gibi milliyetçilik anlayışının dışında kendilerini tanımlayanlar, bu tip sözleri söyleyenleri, batının ırkçılık ve faşist yaklaşımlarının tarifinde tanımlayacaklardı şüphesiz.

Türkiye’de kavramlar aslından saptırılarak birer birer farklı tanımlamalar içinde anlamsızlaştırılmış veyahut ideolojik ayrı tanımlara sokularak kavram kargaşalığına neden olunmuştur. Bilinçli yapılan bu saptırmalar özellikle Türk milletini ortak paydada her türlü fikir ve ideolojik ayrımdan uzak tutacak, milli ve manevî değer ve kavramlar üzerinde yapılmıştır. Bunlardan birisi de anlatmaya çalıştığımız gibi Atatürk’tür. Bu noktadan bakıldığında Atatürkçülük-Kemalizm tanımlaması kendisini tam olarak anlatamamıştır. İdeolojik tanım etkisinde kalmış bu tanımlamalar, Atatürk’ü anlatamadığı gibi, ayrıca bir Atatürk karşıtlığını da oluşturmuştur. Asıl tehlike ise bu olmuştur. Atatürk karşıtlığı fikir yapısında, ayrıca Cumhuriyet karşıtlığı da doğmuştur. Çünkü; Atatürk devrimlerinden yola çıkan Atatürkçü-Kemalistler; Atatürk’ün tarif, anlatım ve söylemlerinde var olan yukarıda da sözlerini aldığımız Türk milliyetçiliğini terk ederek, kırılgan, tartışılır Atatürk milliyetçiliği yapısına; binlerce yıldır yoğurup kültür değerlerimizin içinde harmanladığımız Türk Müslümanlık anlayışının ve özgür din hayatının ve dinî düşünceye saygının yerine, maneviyattan ve kültür köklerimize yabancı, tutum ve söylem tarifindeki yeni bir Lâiklik yapısına büründürmüşlerdir. Atatürkçülük anlayışındaki lâiklik kavramını kadeh tokuşturmakta anlayan ve dinî inanç gereği kendinde her türlü hoşgörünün görülmesini arzu edenlerin, başkalarının dinî inanç değerlerini, hayatlarını, karşı bir duruşta hoşgörüsüzlükle karşılayıp, lâiklik elden gidiyor tartışmasında anlamaktadırlar. Bu tamamı ile Atatürk’ü anlamayanların, sözde Atatürkçülerin oluşturduğu karşıt gruptur. Bu konuda en fazla dikkat edilmesi gereken budur. Fikir temellerinde millet yapısının yerine ümmetçiliği koyan, İslâmiyet’i kendi güç alanları için kullanan örgütlerin Atatürk karşıtlığı, Atatürkçü Kemalistlerin boş bıraktığı anlatamadığı alanlardır. Atatürkçü-Kemalistlerin Atatürk’ün İslâmî ve dini konularda ki düşüncelerini daha anlaşılabilir şekilde ifade etmelidirler. Dolayısıyla Türk millî kimliğini reddeden ümmetçi İslâmî görüşe sahip olanların anladığı lâiklik dinsizliktir. Dolayısıyla Atatürk karşıtlarının anladığı gibi lâiklik dinsizlik değildir. Ve lâiklik sadece Müslümanlıkla ortaya çıkan dinî tanımlama da değildir. Lâiklik Türk devletinde bütün dinler için geçerli olan bir tanımlamayı ifade ettiği gibi, aslında, İslâm dinini tüm çıkar çevrelerinin elinden alarak devletin güvencesi altına almıştır. Sadi Borak’ın Atatürk ve Din adlı kitabında bakın Atatürk lâiklik konusunda ne diyor; “Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, hakikî dindarlığın gelişme imkânını temin etmiştir. Lâikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler terakkînin ve canlılığın düşmanları ile, gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz”.

Atatürkçü-Kemalistlerin yıllardan beri sürdürdükleri bir başka yanlış mesele ise batılılaşma meselesidir. Atatürk bunlara göre batılılaşmayı hedef seçmiştir. Türk milletinin sosyal toplum alanında gelişmesi, kalkınması, ilerlemesi batılılaşmayla olur düşüncesinde saplanıp kalmalarıdır. Oysaki Atatürk, o günün şartlarında yani Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Avrupa’nın ekonomik, sosyal alanlardaki tüm gelişmelerini izlemiş ve buna göre de taklitçi anlayıştan uzak, millî kültür yapımıza uygun değişimi gerçekleştirmiştir. Bu anlayışla tüm alanlardaki sosyal gelişmeyi hazırlamıştır. Atatürk’ün Cumhuriyet’in 10. yılında söylediği nutukta: “Millî kültürümüzü, çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracağız” sözleri batıcı Atatürkçüler tarafından istismar edilmiştir. Batıcılar, Atatürk’ün yukarıdaki sözlerinden “millî kültürümüzü” atıp, “çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracağız” sözünü de “batı medeniyeti seviyesine çıkartacağız” hâline dönüştürmüşlerdir. Böylece Atatürk toplumun her alanda kalkınması, iyileşmesini, batı medeniyeti olarak tarif etmiştir, yanıltmasını yapmışlardır. Atatürk T.B.M.M’de yaptığı bir konuşmada ; “Artık durumu düzeltmiş olmak için, mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Türkiye hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne batılılaşacaktır. O sadece özleşecektir” demektedir.

Atatürkçü-Kemalistler, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlarının tutum, davranış ve söylemlerinde ortaya çıkan tanımlamalar tabiî ki Atatürk’ü anlatmamıştır, anlatamamıştır. Ve de anlamamışlardır. Ne de Atatürk onların anladığı şekildeki bir Atatürk’tür.

Tekrar ifade edilirse Atatürk’ü anlamız için Atatürk’ü okumamız gerekir. Ayrıca İslamî söylemlerde, Müslümanlığın literatürünü kullanarak siyaset yapan kurumlar veya bu tip düşünceye destek olanlar Osmanlı’nın son yıllarını, özellikle 1839 Tanzimat Fermanı ve 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes sözleşmesine kadar geçen tarihsel süreci okumaları gerekir. Böylece de 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Mücadelesi’nin başladığı ve Cumhuriyet’in kurulduğu ve gelişmesini tamamladığı, Lozan’daki azınlıkların isteklerini ve sonra yapılanları daha iyi anlayacaklardır.

“Bir zamanlar gelir beni unutmak ve unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana karşı olanlar olabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir” .