1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Atatürk sağ olsaydı

Murat Çetin
ATATÜRK’ü birkaç ilkesiyle, birkaç sözüyle tanıdığını sananlar, “Millî kültürümüzü muasır medeniyetin üzerine çıkaracağız” vecizesiyle ifade edilen temel hedeflerden birini “çağdaşlaşmak” şekline sokarak, onu da bazen Batılılaşmak, kimi zaman da modernleşmek diye algılayarak kendi emelleri veya çıkarları doğrultusunda yorumlayanlar, kısaca Atatürk ve Türklük cahili, gayri millî ve mandacı, AB’ci ve Amerikancı takımı, son günlerde “Atatürk sağ olsaydı şöyle yapardı, böyle ederdi...” gibilerden onun adına ahkâm keser oldular. Bu haddini ve seviyesini bilmediği gibi, kendilerini cümleden akıllı sanan sözüm ona uyanıklara: “Atatürk’ün temel ve değişmez özelliklerini nedir?” diye sorulsa eminim ya şaşıracaklar, ya da ilgisiz ve anlamsız cevaplar vereceklerdir.

Bilindiği üzere, her başarının, her türlü güzel ve gökçek eserin temelinde sevgi, aşk vardır. Bundan ötürü “Aşk olmayınca meşk olmaz” denilmiştir. Ferhat’a dağları deldiren Şirin’in sevdâsı, Mecnun’u çöllere düşüren Leylâ’nın aşkıdır.

İşte, Atatürk’ün cihan çapında büyük başarılara imza atmasında, dehâ sahibi bir önder olarak milletinin gönlünde taht kurmasında rol oynayan temel ve değişmez unsur, Türklük aşkıdır. Öyle bir aşk ki, Türk’ün en kötüsünü bile ecnebinin en iyisinden üstün ve değerli ve sevmeye lâyık bulan bir aşk... M. Kemal, gönlünü tutuşturan, dimağını sancılatan bu yüce aşk olmasaydı, Çanakkale’de ateşin, top, bomba ve mermi sağanağının içine atılabilir miydi? En kahhar ve dünyanın en güçlü devletlerine karşı, yokluklar ve imkânsızlıklar içinde, bir avuç kuvvayıcı ile, İstiklâl Mücadelesine karar vererek, savaşları destanlar üstü zaferlerle taçlandırabilir, bağımsızlığ ı v millî egemenliği gerçekleştirebilir miydi? Gönlünde o derin ve engin Türklük aşkı olmasaydı, huzurunu, rahatını, sağlığını ve bütün varlığını Türk’ün istiklâl ve hürriyeti için ortaya atabilir miydi?

Ata’nın bir diğer temel ve değişmez özelliği, Türk milletine inanç ve güvenidir. O inanç ve güvenledir ki, insanlığın parmak ısırdığı, imrendiği zaferlere, emsalsiz başarılara, milletlere timsal ve örnek olarak eserlere, milletiyle birlikte imza atmış ve tarihteki eşsiz yerini almıştır.

Ata’nın bir başka temel ve değişmez husûsiyeti de, Türklüğü insanlık âlemi içinde lâyık olduğu mevkiye eriştirmek ülküsüydü. Millî kültürümüzü; dilimizi, sanatımızı, mûsikimizi, hukukumuzu, hak ve adalet düzenimizi, insanlık ve yönetim anlayışımızı, erdemimizi çağdaş medeniyet seviyesi üzerine çıkararak, bütün insanlığı kucaklayan, bütün insanlığın benimseyip kucakladığı bir mevkiye, zirveye yükseltmek... Bilgi, bilim, teknik, teknoloji, eğitim gibi uygarlığın her sahasında örnek ve önder olmak.

Atatürk sağ olsaydı

“Âtinin yüksek medeniyet ufkundan güneş gibi doğmak” hedefini gösteren ve bu yolda hayli mesafe alan Atatürk’le AB’cilik veya Amerikancılığı ilke edinenler nasıl bağdaşabilir? Bu iki yol, hayat ile ölüm kadar birbirine zıttır.

Atatürk, Türklük aşkını, Türk’e inanç ve güvenini, millî ülkümüzü ve hedeflerimizi, bütün nutuklarında, beyanlarında, bütün icraat ve eserleriyle, gün gibi parlak örneklerle ortaya koymuştur. Sözleri ve eserleri ortada dururkun beyinsiz teslimiyetçilerin uydurmalarına ihtiyacımız yoktur. O’nun aydınlık sözlerini, insanlığa timsal olan gökçek eserlerini işitmemek, görmemek için kör ve sağır olmak yetmez; aynı zamanda hissiz, akılsız ve vicdansız olmak gerekir.

Ata’ya bu sevgi, inanç, güven ve ülküyü ilham eden ne idi? Bu tükenmez, engin ve gönençli kaynak nereden fışkırıyordu? Elbette ki özünü ve millî benliğini bilmekten... O, milletinin yüksek karakterini, fıtrî (doğuştan) zekâsını, hürriyet ve istiklâl savdâsını yüreğinde ve ruhunda yaşıyordu. O, milletini sadece köyde, kentte, çarşıda, pazarda değil, aynı zamanda kanların sebil, canların adak olduğu savaş alanlarında, can ve kan pazarlarında tanımıştı. Dağdaki çobanından şehirdeki esnafına, hiç okumamışından bilgin ve bilgesine tüm millette, yüksek haysiyet ve şeref duygusu ve inancı, söndürülemez hürriyet ve istiklâl aşkı görmüştü.

Atatürk’ün aşk ve inancını sarsılmaz şekilde besleyen bir özge ulu kaynak da Türk tarihi idi. Ateşi ilk parlatan, demiri ilk işleyen, ata ilk binen, yeryüzünün ve gökyüzünün ilk haritalarını çizen, yazıyı icat eden Türk milleti ve Türk’ün değerli ulu evlâtlarıydı. Türkler daha nice ilklere imza atmışlar, medeniyet ve kültür yolunda insanlığa kılavuz olmuşlardı.

Türkler, tarihleri insanlık tarihi ile başladığı hâlde, bütün felâketlere, kasırgalara, ihanetlere rağmen, günümüze kadar şerefle, şanla erişebilen birkaç milletten biridir. Ancak Türkler burada da diğer uluslardan farklı ve istisnadır. Zira eski çağlardan btüüne erişebilen Çinli, Hindli, İranlı, Mısırlı ve Yunanlılar tarihleri boyunca hür ve müstakil olamamışlardır. Türkler ise, daima bir devlete sahip olarak özgür ve egemen yaşamışlar; ayrıca kendileri gibi en eski kavimler olan Çinlileri, Hindlileri, İranlıları, Mısırlıları, Yunanlıları ve daha nicelerini yüzlerce binlerce yıl hak ve adalet içinde yönetegelmişlerdir. Kısaca, Türk milletinin tarihteki yeri ve mevkii, hiç bir milletle kıyas kabul etmez bir konumda, erişilemez bir doruktadır.

Atatürk sağ olsaydı

Gök Türklerin kurup yaşattığı, Orkun Abideleri’nde şiirli bir dile anlatılan millî, toplumcu ve yasacı DEVLET; bugün bile insanlığın özlemini duyduğu, gıpta edilen, imrenilen devlet telâkkisi ve yönetimidir. Tek başına Gök Türk Yazıtları Türk milletinin yüksek seciyesine, ulu erdemine, üstün değer ve yeteneklerine yeterli belgedir.

İşte Atatürk, bu yüce milletin ulu bir oğlu olarak, Türklüğe âşıktı, ona güveni ve inancı sonsuzdu. Yegâne övüncü ve kıvancı Türk olmaktı. Türk’ün çetin işler başarmak için yaratıldığına imanı tamdı. Bu inancında da yanılmadığını milletiyle birlikte ispat etti.

Atatürk’ün volkanlardan bile harlı Türklük sevgisini, Türklüğe sonsuz inanç ve güvenini yabancılar dahi teslim ederken; içimizdeki ecnebi uşakları bunu anlamazdan gelmekte direniyorlar. Çünkü dönme ve devşirme torunlarıdırlar. Çünkü AB’nin paralı parasız uşaklarıdırlar. Çünkü küresel çetenin köleleridirler. Çünkü masalları, küreselleşme mavallarıyla beyinleri kirletilmiş, kalpleri mühürlenmiştir. Çünkü takiyyecilerin, din tacirlerinin tasvir ve yalanlarıyla millî duyguları dumûra uğramış, hattâ millî benliklerini yitirmişlerdir.

Ey küresel çetenin, AB’nin gönüllü papağanları, paralı borazanları, yüreklerinde bir damla Türklük sevgisi olmayanlar, gönülleri Türklük od’u ile yanmayanlar; Atatürk’ü ağzınıza almak sizin ne hakkınız, ne de haddinizdir. Binlerce, yüzbinlerce kerre şükredin ki, Ata bugün hayatta değil. Eğer sağ olsaydı topunuzu İstiklâl Mahkemeleri’ne havale ederdi.