1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Asparuh Bulgarlarının Türkçülük Onuru

Niyazi Hüseyin Bahtiyar
Eski Bulgarların tarihinde henüz kesinleşmemiş birçok karanlık noktalar vardır ki, onlardan biri, belki de başlıcası, Bulgarların kökeni meselesidir. Bunun hâlâ kesinleştirilmemiş olmasının nedeni, döküman eksikliği değil, kaynakların çelişkili oluşudur. Buna, tarih sürecinde yönetime gelen iktidarların soruna kendi görüş açılarından yanaşmalarını da eklemek doğru olur.

Bununla ilgili bir olayı da anlatmadan geçemeyeceğim. 1955 yıllarında Sofya Üniversitesi'nde öğrenci iken, Bulgaristan Bilimler Akademisinin düzenlediği bir sempozyuma katılmıştım. Konu, Bulgarların tarihî kökeni idi. Kürsüde, Prof. Aleksandır Burmov ile Prof. Dimitır Kösev arasında ateşli tartışmalar oldu ve birbirlerine küfürler bile yağdırdılar. Burmov, birçok yabancı dil bildiği, bu suretle bilgileri kaynağından aldığı için, Bulgarların Türk soyundan geldiğini ispatlıyor; Kösev ile, totalitaristlerin (komünistlerin) izlediği yolu savunuyor ve Bulgarların kökeninin Trakların soyundan olduğunda direniyordu. En sonunda tartışma çok ciddî bir boyuta ulaştı, profesörlerin yardımcıları da seslerini yükseltmeye başladılar. Burmov elini sallıyarak: "Hangi kaynağı araştırırsanız araştırın, Bulgarların kökeni Türk soyundan gelir. Bu, bir aşağılık değildir" diye sözlerini bitirerek salonu terk etti.

Prof. Burmov'un gerçeği savunması, komünistlerin tutumuna ters düştüğü için onu Sofya'dan uzaklaştırmak amacıyla Tırnova Üniversitesine rektör olarak gönderdiler ve sanırım orada öldü.

Bu tartışmayı hatırladıkça, iki profesörün birbirine hınç dolu bakışları gözlerimin önünde belirir ve bu temel sorun üzerinde o zamandan beri özen gösteririm. Bu konuda, bildiğim dillerde elime geçen kitapların hepsini okudum desem yalan söylemiş olmam.

ooo

Kaynaklara bir kulak verelim. Bu sorun, aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin tarihi ile de sıkı sıkıya bağlıdır ve branşları ne olursa olsun tüm aydınlarımızı ilgilendirir...

Asparuh Bulgarları, 681 yılında Balkan Yarımadası'nda bugünkü Bulgaristan'ın temelini oluştururken, oradaki tüm Türk soyundan olan kabileler gibi, eski dinleri olan Şamanlık inancını savunuyorlardı. Hristiyanlığı daha kabul etmemişlerdi. Onların taptıkları Tangra ise aslında Tanrı'dan başka bir şey değildi. Doğudan getirdikleri kültür, görenekler, alışkanlıklar, dil, edebiyat, mimarlık, bezeme sanatları İslâvlarınkilerden farklı idi. Yavaş yavaş bir kaynaşma süreci başlamış olmasına rağmen, aralarındaki b u ayrıcalıklar yıllarca sürdü, çeşitli boyutlara ulaştı ve çelişkiler doğurdu.

Sadece bir örnek verelim: Asparuh Bulgarları, tüm Türk soylular gibi yıkanmaya, temizliğe büyük özen gösterirlerdi. İslâvlar ise saptan samandan yaptıkları kulübeleri biliyorlardı sadece. Bu kültür ayrılıkları, bu çelişkiler, daha öte doğru Bulgarlar ile İslâvlar arasında ikircimlik yaratmıştır. Tarih açısından da ortaklaşa tarihlerinin bel kemiğini oluşturmuştur.

Asparuh Bulgarları, her fırsattan yararlanarak, Boris dönemine kadar ve hattâ ondan sonra bile Türklüğü savunmuş, Şamanizme bağlı kalmışlar ve bu ruhu uzun süre yaşatmışlardır. Tuna Bulgaristanı'nın tarihinde de hükümdarlık, hep, aslı Türkçe olan Han sözcüğü ile ifade edilir. Asparuh Han (681-701), Tervel Han (701-718), Sevar Han (724-740), Kormisoş Han (740-756), Vinek Han (761-764), Telets Han (761-765), Sabin Han (765-767), Toktu Han (767-772), Pagan Han (772), Telerig Han (772-777), Kardam Han (777-803), Kurum Han (803-814), Omurtag Han (814-831), Malamir Han (831-856), Han Presiyan (836-853)...

Buraya kadar her şey tamam. Bu hanların içinde Kormisoş'un idarede Bulgarları tercih etmesi, Vinek'in öldürülmesi, Telets'in İslâvları sınırlandırması, Toktu Han'ın Deliorman'a kaçması, Kurum'un yasaları; hırsızları öldürmesi ve bağları kökletmesi, Omurtag'ın Hristiyanlığa karşı sert önlemler alması, Malamir'in Hristiyanları yerme mücadelesi hep Türkçülük ruhunu yaşattıklarının birer örneğidir.

I. Boris'in tahta çıkmasıyla Bulgarlardaki bu Türkçülük ruhu eritilmeye başlamış ise de tamamıyla yok olmamış, yer yer çatışmaların odak noktası hâline gelmiştir.

I. Boris, 865 yılında Bizans'tan (İstanbul) Hristiyanlığı aldı, Ortodoks oldu ve onu devletin resmî dini yaptı. Değişiklikler başladı: Bogaris adını Boris olarak kabul etti. Han yerine Knâz-Prens sanını kabullendi. Ondan sonra tarihte Atabulgarlar sözü değil, sadece Bulgarlar olarak geçen, egemen bir Bulgar kilisesi için savaşım verdi, fakat başaramadı. İslâv alfabesini yaratan Kiril ve Metodiy kardeşlerin öğrencilerini kabul etti. Bulgar halkının kültürüne İslâv özyapısını aşıladı.

I. Boris, yaşı ilerledikten sonra bir kilisede inzivaya çekildi ve idareyi büyük oğlu Vladimir'e devretti. Fakat o, babasının çizdiği yolu izlemedi, Hristiyanlıktan hoşnut değildi. Türkçülüğü, Şamanizmi savundu. Zira halkın Hristiyanlığa karşı tepkisi yüksek boyutlara ulaşmıştı. Babasının çıkardığı birçok yasaları iptal etti ve Bulgarların Türkçülük onurunu tekrar şahlandırdı.

Manastırda çile çıkaran babası I. Boris, bunu duyunca küplere biner, onu tahttan indirir, önce gözlerini çıkarttırır ve sonra da öldürtür. Başkent Plesva'da (Küçük İstanbulluk) Ulusal Meclisi toplayarak, küçük oğlu Simeoun'u Knâz olarak tahta geçirir. Bu olay, Türk tarihi için hiç de küçümsenecek bir şey değildir, çok önemlidir.

Bulgar-İslâv devletinin, resmî din olarak Hristiyanlığı kabul etmesi üzerine, İslâvlar ile Bulgarlar arasındaki ilişkiler zaruret icabı düzelmeye başlamış, Bulgarların Türklük onuru bundan sonra da zaman zaman kendini göstermiş, tamamiyle yok olmamıştır. İdarecilerin Bizanslılara yakınlık gösterdiğini gören Bulgar soylular, onlara nefretle bakmış ve Bogomillerin ortaya çıkması ile memleket büsbütün karışmıştır.

Devletin Hristiyanlığı kabul etmesiyle, siyasî bir prestij kazanılmış, hattâ armağan olarak Bizanslılar Eski Çağra ovasını vermişler, ama bu uzun sürmemiştir. Bilhassa Bizans İmparatoru Vasiliy ile çarpışmalar uzun süre devam etmiştir. Nihayet son çarpışmada Vasiliy'in 14.000 Bulgar askerini esir alarak gözlerini oydurmasından ve birer gözleri kalmış birkaç askerin kılavuzluğunda Samoile götürülmesini emretmesinden sonra, Bizans İmparatoru ile Bulgar devleti arasındaki çelişkiler yüksek boyutlara çıkmıştır.

Bulgaristan'da bundan sonra başlayan Bizans egemenliği (1018-1187) Bulgarlardaki Türk ruhunu oldukça etkilemiş, Osmanlılar döneminde (1373-1878) en düşük aşamaya inmişse de günümüze kadar mevcudiyetini korumuştur.

Koskovalı'nın ütopik nazariyelerine dayanan totaliter rejim zamanında (1944-1989), Bulgarların Türkçülük onuru çok büyük hezimete uğratılmış, yani uyduruk teoriler öne sürülerek, tam tersi savunulmuştur. Bulgarların Türk soyundan geldikleri inkâr edilmiş, Bulgaristan'daki Türk varlığını yani Bulgaristan Türklerini Osmanlılar zamanında Türkleştirilmiş Bulgarlar olarak göstermişlerdir. Fakat bu uyduruk fikirleri ne Bulgar ve ne de Türk halkı kafalarına sığdıramamışlar ve birçok serencamlara kadar götüren çarpışmalara, yürüyüşlere yol açılmıştır.

Genellikle yabancı kaynaklardan aldığımız bu tarihî bilgilere, Türk tarihinde gereği gibi rastlanmaması çok üzücüdür. Şimdi demokrasi sürecinde iyi komşuluk ve dostluk içinde geçinen Bulgaristan ile Türkiye'nin yeni tarihlerini yazarken bunların da unutulmaması çok önemlidir kanısındayım.

Sonuç olarak, şimdilik Bulgaristan halkının bilinçlerinde, çok az bir dozda da olsa Türkçülük onurunun hâlâ silinip yok olmadığına inanmak isterim. Çünkü, Osmanlıların Balkan Yarımadası topraklarından çekilişinden sonra o çelişkili, acıklı ve kara günlerde, Bulgaristan'da Türk ve Bulgar ahalasi kardeşçe yaşamış, birbirine yardımcı olmuştur. Zaman gelmiş, Bulgarlar Türkleri; zaman gelmiş, Türkler Bulgarları korumuş ve aralarında keskin çelişkiler olmamıştır. Türk halkının bir tek Bulgarı veya Bulgar halkının bir tek Türkü öldürdüğü hâller olmamıştır. Asıl çelişki, Bulgaristan'da idareciler ile Türk ahalisi arasında olmuş, ölümleri idareciler gerçekleştirmişlerdir.

Bu son cümleler, büyük bir gerçeği de içermektedir. Demek istediğim: Bulgar halkı ile Türk halkı arasında birçok karakteristik ortak çizgiler vardır. Her iki boyda da hamam ve temizlik, şık giyime özen göstermeleri, savaş âletlerinin aynîliği, misafir karşılama gelenekleri, yalana tenezzül etmemeleri, Tanrı'nın semavî bir varlık olduğu inancı, çanak ve çömleklerinin diğer akraba kavimlerin çanak ve çömleklerini andırması, tarihî buluntuların benzerliği vb. Doğudaki yurtlarından beraberlerinde getirdikleri niteliklerdir.

Bu yazımız, "Bulgarlar Türk soyundan, gelin onları Türk yapalım" gibi çağdışı bir düşünceden uzak, Bulgarların soy kütüğünü bir nebze olsun hatırlatmak ve genel Türk tarihine ışık tutmak amacıyla yazılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA

1. Géza Feher. Bulgar Türkleri Tarihi. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara 1984.

2. Yanko Sakızov. Bılgarite v svoyata istoriya. İzdatelska kışta "Heraklit"-A - N. Sofiya 1993.

3. İvan Bogdanov. Prabılgari. Proizhod, etniçesko svaebraziye, istiçeskipıt, 1300 godini ot osnovaveneto na bılgarskata dırjava. İzdatelstvo "Narodna prosveta". Sofiya 1976.

4. Dobri Gançev. Spomeni za kla; jeskoto vreme. İzdatelstvo na oteçestven front. Sofiya 1983.

5. "Sovetskoya Türkologiya" dergisi. Sayı 2/1942. Sayfa 103. Guseyinov.

6. Baskakov. Vıvedeniya i izuçeniya Turkov Yazikah. (Rusça). Moskova 1969.

7. Spiridon Palauzov. İzbrani proizvedeniya. Cilt 2, Sayfa 278.

8. Prof. Vasil Zlatarski. İztoriya na bıl- garskata dırjıva prez vekovete.

9. Dr. Georgi Taşev. Selo Petkovo. Sofiya 1966.

10. Kratka Bılgarska Ansiklopediya. Tom 1-5. Sofiya 1967.

11. "Hungara Vivo". Esperanto Macar dergisi, Sayı 4/1986. Budapeşte.

12. "Rabotniçesko delo" gazetesi. Sayı 132/12 V. 1981.