1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Aşağılık duygusu

AŞAĞILIK duygusunu tehlikeli bir durum olarak tanımlamadan önce, bu duygunun hangi konuda olduğunu belirtmekte yarar var. Bu yazıda, toplumun büyük bir kesimi ile birçok aydın ve devlet adamımızın Türk olmaktan duydukları aşağılık duygusu dile getirilmiştir. Nasıl mı? Şöyle ki, bugün ülkemizde Türk adının geçtiği yerde geri kalmışlık, cahillik, barbarlık vb. birçok olumsuz durumun bulunduğunu düşünen, yani Türk’ün bu olumsuz vasıflara sahip olduğuna inanan onlarca insan var. Aslına bakarsanız bu insanlarda Türk adının bu şekilde olumsuz çağrışımlar yapması çok normal bir durum gibi gözükmektedir. Çünkü, bizlere daha ilkokul çağlarından itibaren göçebe, oradan oraya gezen, sürekli bilinçsizce yer değiştiren, diğer ülkelerle savaşan, asıp kesen bir millet olduğumuz ve başka bir şey yapmadığımız benimsetildi. Oysa ki, büyük medeniyetler kurduğumuz, derin, köklü bir kültüre sahip olduğumuz daima es geçildi, tüm bunlar ikinci plâna itildi. Tabiî ki, bunun doğal bir sonucu olarak da “millî bilinç” sahibi kişiler sınırlı sayıda kaldı. Kısacası bir Türk milliyetçiliği fikri gelişemedi. Bu durum günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde pek anlaşılabilir bir durum değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nda devletin yapısı dinî temellere dayandığ ğı için Türk halkı kendini bir ümmet sayıyor ve millet bilincini geliştiremiyordu. Bu durum Mustafa Kemal Atatürk ile değişti. Kazanılan Kurtuluş Savaşı ile birlikte artık insanımız Türk olduğunu özgürce dile getirebiliyor ve her şeyden de önemlisi bununla gurur duyabiliyordu. Peki bugün? Türklüğü ile her fırsatta övünen büyük önder Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette yaşayan bizler ne ölçüde kendi kimliğimize sahip çıkabiliyoruz? Kanımca, hiç sahip çıkamıyoruz. Sahip çıkamadığımız gibi gün geçtikçe de kendimizden utanmaya, dış güçlerin de oyunları ile kendimizi hor görmeye başlıyoruz. Artık silkinmenin zamanı geldi. Bizi biz yapan değerleri görmenin, millî kültürümüze sahip çıkmanın, tam bağımsızlığımıza göz diken unsurlara karşı mücadele etmenin zamanı geldi de geçiyor bile. ABD’nin arkasından koşan bir ülke olmaktan çıkıp tam bağımsız, millî egemenliğin hâkim olduğu bir ülke olma yolunda çaba sarfetmeliyiz. Özellikle Türk gençliği, içinde bulunduğu bu sıkıntılı dönemlerden kurtulmanın yollarını aramalı. Aksi takdirde, gelecek kuşaklara büyük, onurlu, kendi ayakları üzerinde tam bağımsız bir şekilde duran Türkiye Cumhuriyeti bırakamayacağız. Bu sözlerim çok karamsar gözükebilir; ancak bu durumdan çıkış yolu yine bizlerin elindedir.

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve lâik yapısına göz diken dahilî ve haricî bunca unsur varken, iktidar sahipleri gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunuyorlarken bizlerin eli kolu bağlı bir şekilde oturması Türk gencine, Türk milletine yakışmaz. Çünkü, bizlerin bu ahvâl ve şerait içinde dahi vazifesi, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır ve muhtaç olduğumuz güç de damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Bu ruh ile hareket ettiğimiz takdirde karşımızda aşamayacağımız hiçbir engel yoktur.

Gelelim yazının başında belirttiğimiz tehlikeli duruma. Türk milliyetçileri için en büyük tehlike, Türkiye Cumhuriyeti’ne gelebilecek iç ve dış tehlikelerdir. Kendi şahsımıza, ailemize, mal varlığımıza vb. birçok şeye gelebilecek tehlike ise milletimize gelebilecek tehlikelerden daha önemli değildir ve olamaz. Çünkü, Türk milliyetçileri için “ben, sen, o yok; biz var.” Bu temel düşünceden hareket ederek, Türk olmaktan duyulan “aşağılık duygusu”nun bizler için ne kadar önemli ve büyük bir tehlike olduğu açıkça görülebilir. AB’ye girelim diye kapı kapı dolaşıp yalvarandan, ABD yanlısı siyasetçi, iş adamı, aydınlara!, Kıbrıs’ı verelim de olsun bitsin diyenlere kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde önemli statülerde bulunan bunca insan varken sözünü ettiğim tehlikenin boyutları daha da iyi anlaşılabilir. Bu tip insanların Türk olmaktan duydukları “aşağılık duygusu” sonucunda bu şekilde “onursuz bir hayat” yaşadıkları apaçık ortadadır. Bunlar, milletin egemenliğini değil, kendi çıkarları doğrultusunda işlerine gelen, başka ülkelerin (örneğin, ABD) egemenliğini esas alan insanlardır.

Bırakın Türklüğümüzden dolayı utanıp sıkılmayı ve bu doğrultuda “onursuz bir hayat” sürmeyi, bunun tam aksine, yaklaşık olarak 4.000 yıllık bilinen tarihi olan büyük Türk milletinin bir mensubu olmaktan, dünyaya adaleti, insan haklarını, özgürlüğü, bağımsızlığı vb. birçok değeri yayan, askerlik sanatını dünyaya öğreten, bilimde daima çağı yakalayan, önde giden, büyük ve şümullü medeniyetler kuran bir milletin evlâdı olmaktan, bu milletin bayrağının dalgalandığı bu topraklar üzerinde yaşamaktan gurur duymamız, övünmemiz gerekmez mi? Kesinlikle gerekir! Son olarak şunu diyebiliriz: Bizler bu millî duygu, inanç ile ülkemiz için daha da çok çalışmalı, daima ileri gitmeyi arzulamalı, bunun için var gücümüzle gayret göstermeli ve tarihinde hep bağımsız yaşamış Türk milleti olarak dünya döndükçe de tam bağımsız, güçlü bir Türkiye olarak kalmanın mücadelesini vermeliyiz.