1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“Ararat” filmi Türkiye’de gösterilsin mi?

Dr. Şenol Kantarcı
SON günlerde Türkiye gündeminde “Ararat” adlı film Türkiye’de gösterilsin mi, gösterilmesin mi tartışması var...

Televizyon ve gazetelerde, bu günlerde söz konusu tartışma yapılıyor...

Tartışmanın can alıcı noktası ise “Türkiye’nin yasakçı bir ülke olmadığı, demokrat bir ülke olduğu... ve bu yüzden Ararat adlı filmin Türkiye’de yasaklanmamasıdır...

Elbette bu fikirlere kimsenin bir şey söyleme hakkı yok...

Aslında, bu düşünceler de film için müşteri toplama kampanyasının reklâm boyutunun önemli bir kesiti...

Ararat filmi “demokrat olan, yasakçı olmayan” Türkiye’de gösterilsin mi?

Cevap:

Evet...

Neden gösterilmesin, elbette gösterilebilir, ancak...

Demokrat olan ülke sadece Türkiye’mi?

1991 sonrası bağımsızlığına kavuşan Ermenistan’da demokrasi yok mu?

Her şeyden önemlisi, “Ermeni sorunu” konusunun taraflarından birisi de “Demokratik Ermenistan Cumhuriyeti” değil mi?

Ve çözüm:

Atom Egoyan’ın çekmiş olduğu Ararat filmi, Türkiye’de gösterilsin, ancak, aynı tarihte yani aynı gün aynı saatte bir Türk yönetmen tarafından bilimsel kriterler esas alınarak çekilmiş olan ve Mart ayı içerisinde son düzenlemeleri yapılarak gösterime hazır hâle gelecek olan “Belgelerle Ermeni Sorunu” isimli belgesel de Ermenistan’da gösterilsin...

Değil mi? Neden olmasın? Demokrasi tek taraflı mı?

Olayın başka bir cephesi de var elbette...

Hemen herkesin ortak görüşü olan, söz konusu filmin “ikinci bir Geceyarısı Exspresi adayı olduğu noktası...

İlk olarak 55. Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterilen “Ararat”, sinema eleştirmenleri tarafından oldukça ağır bir şekilde eleştirilmiş ve Egoyan’ın fiyaskosu olarak değerlendirilmiştir.

5 Eylül’de Toronto’da gösterilen film, yine Eylül ayının ikinci haftasından itibaren 10 gün süreyle Fransa’da gösterime girmiş ancak büyük hayal kırıklılığına yol açmıştır. Fransızlardan beklediği ilgiyi bulamayan “Ararat” adlı film, bir haftada sadece 196 kişi tarafından izlenmiş, hattâ ilgisizlik yüzünden birçok sinemada ilk birkaç günden sonra gösterimden kaldırılmıştır.

Fransa’daki gösterimi sırasında bazı Ermeniler tarafından da oldukça ağır eleştiriler almıştır. Gösterim sırasında salonu terk eden Ermeniler, filme duydukları tepkiyi sesli bir şekilde ifade etmişlerdir. Paris’te Opera Meydanı’nda 250 kişilik bir sinemada Atom Egoyan’ın meşhur filmini sadece 18 kişi izlemiştir.

Atom Egoyan tarafından hazırlanan “Ararat” adlı film, 21 Eylül’de Erivan’da gösterilmiş ve yaklaşık bir ay sonra 11 Ekim’de ABD Kongre Kütüphanesi’nin en güzel salonlarından birisinde (Member’s Room’da) Demokratlardan New Jersey Milletvekili Frank Pallone Jr. ve Cumhuriyetçilerden Michigan Milletvekili Joe Knollenberg’in organizasyonlarıyla bir resepsiyondan hemen sonra Kongre’nin sinema salonunda gösterilmiştir.

Bir fiyasko örneği olan ve Türk düşmanlığının zirveye çıkartıldığı film, tamamen ama tamamen ticarî (az da olsa Türkiye’deki lobilerin karizma çekmek istemeleri) amaçlarıyla Türkiye’de göstertilmek isteniyor. Hem neden gösterilmesin ki, Atom Egoyan daha önce de bu pazara yani Türkiye pazarına değişik filmlerini sokmuş ve bu işten de epeyce para kazanmıştı....

Hattâ yapılan açıklamalara bakılırsa, filmin tepki gören en önemli sahnesi, Egoyan’ın isteği ile kesilecekmiş...

Bütün dünyada gösterilen sahne Türkiye’de kesilecekmiş...

Bakın işte Türk insanı bu duruma kızar... Neden mi? Çünkü demokrat Türk insanı sansürsüz yayın sever...

Eğer, Egoyan, filmden bu tecavüz sahnesini keserse, üç kuruş para için dâvasını satmış olmayacak mı?

Madem söz konusu sahne bu kadar kötüydü, neden daha ilk gösterimde kesilmedi?

Madem söz konusu sahne bu kadar kötüydü, neden Fransa, Amerika, Kanada ve Ermenistan’daki gösterimlerinde kesilmedi?

Şimdi, Türkiye’de neden kesilecek bu sahne?

Atom Egoyan’ın “Ararat” isimli filminde, Ermenilerin yıllardır kendilerince sembolleştirmeye çalıştıkları, Nuh’un Gemisi’nden Ağrı Dağına, terör örgütü ASALA’nın masumiyetinden, soykırım iddialarına, Ermenilik ruhundan, Hitler’e atfedilen sözüne, Van Gölü’nden, izleyici üzerinde iğrenç bir Türk imajı oluşturmak için Cevdet Bey rolünü eşcinsel tiplemesiyle bir Türk’e oynatmasına kadar her sahnesi nefret, kin ve intikam kokan milyonlarca dolarlık bir propaganda malzemesi oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bir “Geceyarısı Expresi” diye nitelendirilen film, bu hâliyle o filmi unutturmaya aday olma izlenimi vermektedir. Türk-Ermeni ilişkilerinde böylesi filmler olduğu müddetçe ve bu dehşet salgılama dalgası devam ettikçe, iki toplum arasında sağduyudan, sağlıklı ilişkilerden bahsetmek oldukça zorlaşacak. Hattâ eğer bu film Türkiye’de gösterilirse, kimse artık Türk-Ermeni dostluğuyla ilgili tek bir kelime edemeyecek. Çünkü film müspet bilinç yaratmak değil, bilinçsiz nefreti insanların beyinlerine işlemek için yapılmış, dolayısıyla, eğer Türkiye’de Ermenilere karşı nefretin oluşması, derinleşmesi, yayılması istenmiyorsa, gösterilmemelidir.

Bir de madalyonun öteki tarafı var. Bu da filmin Türkiye’de gösterilmesi noktasında, evet bu film Türkiye’de gösterilmelidir. Gösterilmeli ki, hâlâ hayal dünyasında yaşayanlar, naif fikirleriyle insanları yanlış yönlendirmesinler. Sadece “o kadar da değil canım, abartılıyor” diyenler değil, “biz güçlüyüz bize bir şey olmaz” diye düşünenler de Türkiye’ye, Türk imajına ne kadar ağır tahribatların yapıldığını çıplak gözleriyle görebilsinler.

Ve son söz: Ararat, ırkçılığı ileri boyutlara taşıyan ve düşmanlıkları körükleyen bir film. Ararat filminin, kültürlerin birbirlerine yaklaşması gereğinin daha çok anlaşıldığı bir ortamda dünya barışına, insanlık tarihine olumlu katkı sağlamayacak bir anlayışla çekilmiş olduğu ortadadır. Kültürler, dinler ve uluslar arası diyaloga önem veren, saygı duyan; insanlığın, barışa her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu düşünen herkes de filmin bu ırkçı yapısını, düşmanlık tohumu eken yanını reddedecektir ve bu filmi yapanlar dünya kamuoyunda mahkûm edilecektir.