1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Annan Plânı, Irak seçimleri, Türkmenler ve Türkiye

Nefi Demirci
Annan planına Kıbrıs Türklerinin çoğunluğunun evet demesi, Rum kesimi ile birleşme, tek çatı altında yönetilme, Türkiye’yi aradan çıkarma, garanti anlaşmasına son verme ve Türk askerinin adadan çekilmesi için bir hazırlıktı, bu planın kabulünü ABD, AB istedi, bunun için kısa sürede Kıbrıs ve Türkiye de alt yapı hazırlandı, hükûmet Annan planının desteklenmesini istedi, buna destek verdi. TV. lerde lehte inanılmaz propagandalar, yanlı ve maksatlı yayınlar yapıldı, siyasî iktidar bunlardan hoşnut, nihayet çözümsüzlük çözülecek, Türkiye AB’ye girecek, kendi eliyle, Mehmetlerin mücahitlerin kanıyla kurulan devlet Denktaşların göz yaşları arasında akıp gidecek.

Türkmenler, bile bile, göz göre göre ABD’nin isteği, Türkiye’nin bu konudaki onayı sonucu, topraklarını (Türkmeneli) ve Türk olan kimliklerini, Türkiye’nin himayesinde olan siyasî kuruluşun sorumluları tarafından “biz seçimlerden zararlı çıkacağız, ama seçime engel olmamak için seçime gireceğiz” dediler ve seçime katıldılar. Toplumumu ben temsil ediyorum diyen böyle bir siyasî kuruluşa tarihte rastlanmamıştır. Bu kişiler Türkmenlere hesap vermek zorundadır, neden böyle bir karar aldılar bunu izah etmek mecburiyetindedirler, nasıl halkın önüne çıkıyorlar onu anlamak mümkün değil.

Kıbrıs Türkü Annan planına evet dememiş olsaydı, Rum’la birleşmeyi, eşitsizliği ret etmiş olurdu, kanı ile, Mehmetçiğin canı ile kurduğu devletine sahip çıkmış, toprağını korumuş, bayrağını yüceltmiş, dünya kamu oyunda, ver kurtul diyenlerin, yazarların, paradan başka bir şey düşünmeyenlerin gözünde daha çok yücelmiş, Rauf, Rauf olarak kalacaktı, haklarını hukuklarını korumak, elde etmek için ayaklarını “DENK” atarak “TAŞ” gibi duracaklardı, ama olmadı, halkı kandıranlar evet dedirttiler. Kıbrıs’ın akıbeti meçhul, AB kapısına asılan şifreli kilit daha neler içeriyor, perde arkasında konuşulanlar nedir, nelerdir!

Türkmenler tarihlerinden ders alarak, Kral Faysalın krallığına İngilizler tarafında bugün olduğu gibi ABD. tarafından zorla “SAYIM” yapılmadan yaptırılan seçime, o zamanki referandumda dedikleri gibi hayır deyip seçime katılmamış ve seçimden önce Irak yüksek seçim kuruluna sundukları haklı itirazlarının yerine getirilmeden boykot edeceklerinin arkasında durmuş olsalardı, 350 bin Kürdün Kerkük’e ve diğer Türk bölgelerine göçü, yerleşmesi, Türkmen bölgelerinde seçim sandıklarının olmayışı olanların da başındaki deneticilerin silahlı Kürtlerden oluşu, yolların kapatılması ve Kürtler tarafından denetimi, Telafer halkının engellerden, korkudan sandıkların uzaklığından, oy verememesi, sandıkların çalınması ve daha pek çok usulsüzlükler olmayabilirdi, belki bunların pek çoğu önlenebilirdi, seçime ondan sonra tam güvence içinde girilebilirdi. Ama öyle yapılmadı, “İSTENDİ”, Türkmenleri temsil ediyorum diyen ekip hiçbir tedbir almadan, hiçbir silahlı korumaya ihtiyaç duymadan elini kolunu sallayarak bir milleti adeta BUHARLAŞTIRDI.

ABD’nin Irak’taki merkez komutanlığının daha seçim yapılmadan verdiği bilgilere göre:

Şiiler % 46, Kürtler % 36 (100 milletvekili), Türkmenler % 4, Sünnîler % 14, Sonuç Seçimlerden sonra ayni, yalnız Türkmenler % 1’e düştü, ABD’nin Şiî ve Kürt ittifakını, iki Şiî Türkmen partisinin Kürt ittifakı yapan ABD yanlısı Sistanînin desteklediği partiye girmelerini, Şiî Türkmenlerin oylarının bölüneceğini hesaplamadan, Kürtlerin ABD’nin desteği ile çalışmaları, planları düşünülmeden Türkiye’nin, Dış İşleri Bakanımızın bu seçimlere destek vermesi ve İTC’nin seçim kararı alması düşündürücüdür.

Dış işleri Bakanı Sayın Gül seçimi desteklediklerini, bütün Iraklıların seçime katılmaları birleşik demokratik bir Irak oluşturur diyor, öte yandan Genel Kurmay İkinci Başkanı bir olup bitti, Türkmenlerin mağduriyeti, Türkiye’nin iç güvenliğini yakından ilgilendirir ve hariciyenin hassasiyetleri, olayları yakından takibi, dirayetsiz, uzağı görmeyen, güdümlü Türkmen yöneticilerini yüreklendirdi, Türkmeneli TV’de yapılan akıl almaz yayınlar ve herkesin gözü önünde dağıtılan içinde ne olduğu belli olmayan armağanlar, o tertemiz, inançlı, 80 yıldır Türklüğünü koruyan, kutsal toprağı, Kerkük’ü, Telafer’i, Erbil’i için canını veren, evinin önünde ATA diyarını terk etmeyen “ZAHRALARIN” hem kimliklerini hem de topraklarını tartışma haline getirdi. Ortak yarattı, Barzanîleri, Talabanîleri ve DEHAP İl Başkanları toplantısında “Kerkük bir Kürt şehridir altına imza atabilirim”, yalan da uydurma da olsa haklı çıkarmaya yardımcı oldu.

Dimdik durup bizleri dinlemiş, seçimi boykot etmiş olsalardı, 1990 yılından beri bölünmüş, toprak birliği olmayan, fiilen parçalanmış Irak içersinde FİİLÎ DURUM yaratmış olurlardı, seçimlere katılmadık sayım yapılsın ondan sonra seçime girelim hakkı doğardı, kimlikleri 72-80 bine düşmemiş olurdu, topraklarına ve gözü Diyarbakır’da olanlara gün doğmazdı, ama olmadı ve Sayın Başbakanımız “Türkmenler pasif kaldı, yöneticileri seçim zamanında bölgede değillerdi” ve Sayın Dış İşleri Bakanım: “ITC. Okumuş yazmış entelektüel Türkmenleri pek yanına çekmedi, onları kadrolarına dahil edemedi”, ve Sayın Bakanım sanki Talabanî’nin ağzından konuşurmuş gibi devam ediyor: “diyelim seçimlere hile karıştı, ama Türkiye’deki Türkmenler niye gidip burada kurulan sandıklarda oy kullanmadılar? Burada da mı baskı vardı?”

Türkiye’de 35 bin Iraklı Türkmen var sadece 4 bini oy kullandı. İsveç’te 2 bin Türkmen kayıt yaptırmış, ama sadece 900’ü oy kullanmış bunda bir terslik yokmu?” Var Sayın Bakanım var hem de çok terslik var. Dışarıda olanların sayısının 50-60 bin olduğunu farz edelim ve hepsinin oy kullandığını var sayalım, toplam oy sayısı Kerkük’te kullanılanlarla beraber eder 150 bin, yine istenilen olmadı, Hele Talabanîyle hemfikir olmak hiç olmadı. İTC, kadrosuna buyurduğunuz gibi halk tarafından sayılan, sevilen, çalışan kişileri dahil etmedi pek isabetli bir tespit, edemezdi sayın bakanım, zatıalinizin nedenini bendenizden daha iyi bilmesi gerekir. Talabanî ile görüşmeye giden, seçim listelerinin nerede kimler tarafından düzenlendiğini, kimlerin seçim listesinde yer aldığını, tehditleri, Türkiye’ye girmeleri yasaklanacağı ve daha pek çok şeyi Sayın heyet başkanı ve Erbil’de bulunanlar çok hem de çok iyi bilmektedirler. Acaba Talabanî’nin ve Barzanî’nin biz Türkiye ile Kerkük hakkında anlaştık demeçlerinin doğruluk payı var mıdır zatialinizin ifade ettiği bu “gariplik” te?

Bozkurt’a gelince, Sayın Bakanım, bilindiği gibi, Bozkurt şuna veya buna ait değildir, Bozkurt bütün Türklerin millî bir simgesidir. Kerkük’ün birçok eski evlerinde Bozkurt heykeli vardı, çocuklar Atatürk’ün, Türk büyüklerinin resimleri ve Bozkurt heykelleri ile büyürler, büyümüşler. Bozkurt Türkmenlerin millî bir simgesidir.

Bundan sonra ne yapmalı: 1. Kısa süre içersinde bütün aydınları içine alan bağımsız bir Türkmen Kurultayı toplanmalı, İTC. bu toplantıya yardım etmeli ama sahiplenmemeli O her hangi bir dernek veya kuruluş gibi kendi Genel Kurulunu yapabilir, bu Kurultay daha öncekilere benzememeli. 2. Yurt içinde ve dışında bulunan bütün Türkmen kuruluşları yardımda bulunarak kurultayı gerçekleştirmeli. 3. Türkiye bunun için bitaraf, bugüne kadar şu veya bu kanaldan takip ettiği, uyguladığı politikanın yanlışlığının idraki içersinde, başta millî menfaatlerimiz doğrultusunda Türkmenleri önde tutarak yeniden tutarlı, gerçek, millî bir devlet politikası ortaya koymalı ve bu politikaya daha önce ilân edilen kırmızı çizgiler gibi ne yapalım silindi ve arkasından çuval giydik dememeli.

Bu asil Türk milleti girdikleri savaşı belki namertçe kayıp ettiler ama “YENİLMEDİLER” yenilmezler de, mücadeleleri yeni başladı, düne kadar masa başında sürdürdüler, sürdürmek zorunda kaldılar, bugün bu mücadelenin, sahalara inerek topraklarında, kuvvetle, silahla, kan dökerek hakkın alındığını bilmektedirler, haklarını, güçlerini birleştirerek, artırarak, ateş çemberine döktükleri suyun da yandığını görerek yenilmediklerini kanıtlayacaklardır, buna mecburdurlar. Türkiye kan bağıyla bağlı olduğu Türk toplumlarına, özellikle de Türkmenlere gözünü nefesini eksik etme hakkına sahip değildir. Türkiye Devletinin düne kadar değişmeyen: “Kürtlere ne hak verilirse, Türkmenlere de o hak verilmeli” politikasının arkasında fiilen durması, sahiplenmesi, seçimleri tanımadığını ABD’ye BM’lere ve dünyaya bildirmesi millî bir görevdir, aksi takdirde, Kerkük’ü işgal etmiş Kürt devleti kısa sürede BM’ler kanalı ile ilan edilir ve Türkiye’nin toprak bütünlüğü tehlikeye girer, Diyarbakır Kerkük gibi ateş çemberi içersinde kalır.

Sayın Prof Dr. Osman Şengönül’ün Kerküklünün feryadını dile getiren yazısını “ORKUN” okuyucuları ile paylaşmak istedim:

İLÂHÎ ADALETİ

BEKLİYORUM

Gözüm yaşlı, kalbim kırık, Kerkük’ü kayıp ettik, başımız sağ olsun,

Üniter toplum dediler, uyduk, demokrasi dediler, amenna dedik.

Kardeşlik dediler, ona da boyun eğdik.

Feryat ve figan ile çalmadık kapı kalmadı, derdimizi ilettik.

Sabırlı olun yanınızdayız telkin ettiler, onu da sabırla bekledik,

Sonunda Kerkük’ü kaybettik, başımız sağ olsun.

Seçim oldu, oyunlar oynandı,

Uçtu, uçtu kuş uçtu, bize 73 bin oy çıktı, Allah Allah bu kadar mıydık, pek iyi nereye gitti bizimkiler? Öldü mü bunlar, göç mü ettiler, demez misiniz bana a dostlar, ne oldu bunlara? Göçleri sayalım, mezar taşlarımızı sayalım, yine bir sonuca varamayız, E... peki ne oldu bunlara söyler misiniz bana? “İşte sayınız bu” diyorlar. Nasıl olur, buna imkân var mı? Gözümüzün içine baka baka haince” evet öyle, bir diyeceğiniz var mı” dercesine. Kerkük’ü kayıp ettik başımız sağ olsun.

Sene 1943, Yahudiler mektebinde orta okul öğrencisi idim, bizim sınıfta 35 öğrenci vardı, bunların içinde iki Arap, beş Kürt, diğerleri Türkmen’di Diğer sınıflar da bu sayıda idiler, ne uyduruyorum ve ne de mübalağa ediyorum, Kürtlerden şahidim var.

Korya çarşısı, karşı yaka, büyük çarşı, karılar pazarı, ana caddelerdeki dükkanların sahipleri, esnaf, tüccar, doktoru, mühendisi ve işçisi % 90’ı Türkmen’di, Musalla, Kale, Cirit meydanı, Şaturlu, Beyler ve Sarı kahya mahalleleri, neydiler acaba? Bilenlere soralım, buraları Kürt mi di? Hayır efendim adları üstünde, hepsi, anam sütü kadar temiz, öz be öz Türkmen’di bunlar.

Kürtlerin seçimdeki sayıları 237 bin, hayret edilecek bir şey! bu nedenledir ki başkanları durmadan meydan okudu, Kerkük Kürt şehridir dedi. demek bir bildiği varmış, seçim öncesi bölük, bölük Kürtleri oy vermeleri için Kerkük’e yığdılar ve kimse de buna karşı gelmedi, tersine destek verildi, nerdeydi BM., nerdeydi insan hakları kuruluşları? Türkmenler öldü, yerlerini Kürtler aldı, bundan başka ne olabilir!

Saddam’ın sürgün ettiği Kürtlerin sayısı bu kadar mı idi? Allah rızası için doğrusunu söyleyin de içim rahatlasın. Değildi ama, Saddam’ın pisliği olan bu göç kisvesi altında bu sayıya çıktılar.

Savaştan sonra planlı programlı bir organizasyonla, adı kapalı bazı devletlerin çabası ve desteği ile, Kürdistan dedikleri bölgelerden, göz yumularak sürgün adı altında, toplu halde, ne kadar aç uyuz varsa Kürkük’e getirilip yerleştirildi, işte bu çelişkili sayı bunların sonucudur. Aksi halde Kürküklü olan Kürtlerin hemen hepsi Türkçe bilir ve hepsinin evi vardır, hadi bakalım sürgün adı altında gelenlerin kaç tanesi Türkçe biliyor ve kaçının adresi veya evi belli, bu sorulara doğru cevap verenler varsa buyursun gelsin bakalım.

Hele son günlerde, ne oldu bilmiyorum, İstanbul da bazı gazetelerde, bazı yazarların bilinçli olarak Türkmenlere karşı cephe aldıkları, ağır suçlamalarda bulunup âdeta alay edercesine “akraba Türkmenler” diyerek, yerden yere vurmalarını hayret ve esefle izledim. Bu sıkıntılı aşamada bize destek olacaklarına köstek oluyorlar. Diğer taraftan millî değerlere sahip bazı yazarlarımızın da, sonuna kadar yazılarıyla destek olmalarına minnet ve teşekkürlerimizi bildiririm.

Oyunlar oynandı, şimdilik Kerkük İŞGAL edildi, bundan sonra olaylar ne gösterecek, ilâhî adaleti bekleyip göreceğiz. Ama ne olursa olsun bizler için bundan daha beteri ve acısı olamazdı.

Can Kerkük canan Kerkük

Kalıptır yad elinde MUM KİMİN YANAN KERKÜK.

Yüreğim kan ağlıyor, gözlerim yaşlı,

Kerkük’ü kaybettik, hepimizin sağ olsun başı.