1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ana Sevgisi Gibi

İsmet Tümtürk

Komünistler, “aşırı solcular” ve bunların dümen suyundan gidenler, bir konuda mideci kozmopolitler ile tam anlaşma halindedirler. Milliyetçiliğe düşmanlık. Bu, eskidenberi tam böyle olmuştur. Bunlara göre milliyetçilik (ve hele Türk milliyetçiliği);

1)    İnsanlara baskı ve zulüm yapmayı savunur. Hürriyetleri kısmak ve aşırı otoriterliğe kaçmak eğilimindedir.

2)    Kendini fazla beğenmiştir. Kendi milletini başka bütün milletlerden üstün görür. Bundan da çeşitli kötülükler çıkar.

3)    Saldırgan olma eğilimindedir. Savaşlara yol açabilir. Bu yüzden memleketin başına felaketler gelebilir.

    Yıllardanberi, beyin yıkama metotlarıyla, bunlar işlenmiştir. Pek çok kimsenin kafasının içinde bunlar yer etmiştir.

    Acaba işin gerçeği nasıldır?

    Önce bir noktayı itiraf edelim: Biz Türkçülerin de hatalarımız olmuştur ve kusurlarımız vardır. Hatasız değiliz. Ama gerçek kusurlarımız yukarıda sayılanlar değil, başka şeylerdir. Gerçek kusurlarımızın tahlilini başka yazılara bırakalım ve yukarıdaki ithamlara dönelim.

    Geçenlerdeki bir yazımda aynen şöyle demiştim: “Türkçülük daima hak ve hürriyet taraftarı olmuştur. Bünyesi de böyledir, geleneği de.” Gerçekten de öyle olmuştur. Yakın tarihimizde Türkçüler, nerede bir haksızlığa uğradığına inandıkları kimse çıkmış ise, onun savunmasına koşmuşlardır. Kuvvetlinin değil, (hiç olmazsa kendilerine göre) haklının yanında olmuşlardır. Bu yüzden çok acı çekenlerimiz de olmuştur. Zamanı müsait olan bir arkadaşımız bir gün bunların (bir kısmını bile) bir dökümünü yazsa, çok ibret verici bir yazı olurdu.

    Bizim kusurlarımızın dökümüne burada girmeyeceğim. Yalnız şu kadarını yazayım. Bir noktadan kusurumuz, yapılan bu ithamların tam zıddı yönünde olmuştur. Çok gevşek davrandık. Çok ihmal ettik. Kendi şahsi düşmanlarımızı değil, Milletimizin düşmanlarını çok kolay ve çok erken affettik. Bu bizim eski kusurlarımızdandır. Süleyman Nazif de aynı teşhise varmıştı ve gelecek kuşaklara, bütün samimiyetiyle, şu ihtarda bulundu: “Türkoğlu! Şahsi felâketine sebeb olanı unut! Ama milletine kötülük eden kişilerin ve kavimlerin hiç birini unutma ve affetme,sakın!” (mealen)

    Bu öğüde kulak tıkamamızın acısını ve zararını, yakın tarihimizde çok çektik. Tükçülüğün, milletimizin hesabına aşırı gurura dayandığı ithamına gelince, bu konuda en güzel cevabı, Türkçü bir dergide çok eski yıllarda “Ana Sevgisi gibi” başlığıyla çıkan bir yazı vermişti. Bana çok tesir eden o yazıyı buraya aynen almak isterdim. Ama yer müsait değil. Üstelik o yazının sahibinden izin almak da gerekli. Halbuki şimdi hayatta mı yoksa Allah’ın rahmetine kavuştu mu, orasını dahi bilemiyorum. İyisi mi, o yazıyı ilerde aynen tekrar yayınlamayı dergi çıkaranlara tavsiye etmekle yetineyim ve burada yazıdan kısa bir özet vereyim.

    Bir ana tasvir ediliyor. Bu ananın, zannedersem, üç oğlu varmış. Bunlardan birisi yüksek mevkilere erişmiş, büyük nüfuz ve servet sahibi olmuş. İkinci oğlu ise çok yüksek bir sanatçı imiş.  Ölmez eserler vermiş. Üçüncü oğlu, sakat ve zavallı imiş. Acılar içinde ve acizlik içinde evde kalmaya mahkûm imiş. Şimdi bu ana bu üç oğlundan hangisini daha çok sever? Yazara göre, şüphesiz üçüncü oğlunu.

    Yazara göre ve bana göre de, Türkçülerin millet sevgisi, işte bu ananın sevgisi gibidir. Zaman zaman milletimizin hesabına biraz övünürüz ama, milletimizin kusurlarını da pekâlâ iyi biliriz. Ve milletimizi bütün kusurlarına rağmen severiz!

    Tanrı Türk’ü Korusun!

(İstanbul, 2 Şubat 1998)

 

Türkçülüğün büyük şahsiyeti İsmet Tümtürk, dergimiz baskıya verildiği sırada, bir trafik kazasında vefat etmiştir. Bütün Türkçülerin başı sağ olsun.