1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Amerikalı: Çirkin mi, aptal mı?

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
GEÇEN sayıda çıkan yazımda, bir daha sefere İnönü’nün genel bir “değerlendirmesini” yapacağımı yazmıştım. Ama Irak’ta Türkiye’ye karşı işlenen suç öncelik kazandı (zaten vadettiğim inceleme bir dergi için çok uzundu. Budamak için biraz daha zaman lâzımdı).

Tanıdığım Amerikan

Ruh Yapısı

Amerikalıları iyi tanıdığımı iddia edebilirim: 25 yılım aralarında geçti, ondan sonra da arada sırasa-konferans için, tedavi için- gidip geldim, bildiğim Amerikalı acaba bu arada değişmiş mi diye iyi baktım etrafıma. Japon Sumo güreşcileri hariç, dünyanın hiçbir yerinde göremediğim kadar aşırı ve çok sayıda (% 30-40’ı) “obez” şişkolaşma ve çirkinlik felâketi hariç, 1947-1972’deki Amerikalının davranışını pek değişmiş bulmadım: her şeyin en doğrusunu bildiğini sanan, başkalarını-vaktiyle başka ırkları, şimdi de milletleri küçük ve sömürülmeye aday bilen bir zihniyet. Gerçekleri de kolay kabul etmeyiş, “Ben hükmümü verdim, gerçeklerle kafamı bulandırma”(*) deyimini sık sık yarı-şaka gibi kullanış ve uygulayış.

Ama bu “çirkin” Amerikalı’nın farklı bir yönü de var: yanıldığı kafasına dank ederse, gayet kolaylıkla “özür dilerim, affedersiniz” lâfı ile alttan alabilir. Basını, medyası, sineması ve yazarları, Amerika’nın yanlış davranışlarını, uzak-yakın tarihindeki utanılacak olayları, âdeta Amerikan aleyhtarı (“anti-Amerikan”) bir coşkunlukla yazar, çizer, oynarlar; pek bir kimse de çıkıp eleştirmez, gayrı-millî bir tutum demez!

Amerikan Fiyaskoları

Amerikalı aptal mıdır?

Ekonomisiyle, askerî gücüyle, teknolojideki ileriliği ile ve yaratıcılığı, hattâ, kalitesi için ne dersek diyelim, popüler kültürünün düşmanlarına kadar yayılmasıyla “süper devlet” olan Amerikalı için bu “aptal” sıfatını yakıştırmak biraz zor. Ama bazı öyle şeyle yapıyor ki, “Allah akıl fikir versin” diyeceğimiz geliyor. Aklıma gelen şu birkaç örneğe bakın: 1960’larda Küba’ya saldırdı ve Castro’yu devirmek istedi. Küba küçücüktü ama, CIA’nin tertiplediği bu ufak işgal ordusu “Domuzlar Körfezinde” darmadağın edildi ve koca “süper devlet” ABD süklüm püklüm köşeye çekildi.

Birkaç yıl sonra, gene CIA marifetiyle, İran’a operasyon düzenledi. Başaramadığı gibi, komandoları geri kaçıracak olan helikopter bozuldu, Amerikalılar esir alındı!

Libya’da da Kaddafî’yi uçak saldırısıyla yok edebileceğini sandı, ıskaladı, işi yüzüne gözüne bulaştırdı.

1. Irak Savaşında (“Körfez Savaşında”) güzel bir zafer kazandı ama, Saddam’a ilişmeden harekâtı durdurdu ve 10 yıl kadar sonra başına belâ açtı.

Afganistan’da da askerî bir zafer kazandı ama, asıl hedefi olan bin-Lâdin’i kaçırdı, hâlâ da bulamadı!

Şu son Irak Savaşında da, askerî yanı hariç. bir sürü başarısızlıklar yaptı: Saddam’ı gene yakalayamadığı gibi, harekâtın gerekçesini bütün dünyaya “gizli zehirli gaz ve nükleer silâhlar” diye ilân ettiği hâlde öyle bir şeyi bulamadığını itirafa mecbur oldu!

Bir Süper Güç bu kadar yanlış yapar mı?

Türkiye’ye Karşı ve

Ankara’nın Yanlışları

Yaparmış ki, yarım asırlık müttefiki; Kore Savaşında, hiçbir menfaatı olmadan yardıma gelen, Kunuri hatlarında direnerek Çinlileri durdurup 8. ABD ordusunu imhadan kurtaran ortağı (General Mac Arthur, Kore’deki askerlerimize “B.B. Brigade: Bravest of the Brave”, yani “Yiğitlerin en yiğidi” lâkabını takmıştı) NATO’da silâh arkadaşı... vs. vs. Türkiye’ye birçok defalar düşmanca davranmak (Kıbrıs dolayısıyla Türkiye’ye yıllarca ambargo uygulaması, 2. tezkere olayında bizim de hatamız olsa da, bunu duygusal bir öc alma şekline çevirip ipleri koparma derecesine getirişi “Çirkin Amerikalı” kadar “Aptal Amerikalı” sıfatını da hak ediyor dense yanlış mı olur? Aklınca Türkiye gibi ne de olsa çok güçlü bir devleti kendi egemenlik alanında rakip görüyor. Bu bize iltifat sayılır. Ama Türklerle işbirliğinin, Kürtlerle bir olmaktan faydalı olacağını akıl edemiyor mu? Sonunda edecek.

Bu konuda Genel Kurmayın, hükûmetin ve medyamızın çelişkili sözleri ve tavırları var. Polis karakollarında “Yumuşak polis, sert polis” taktiğiyle sanığı itirafa kaydırmak gibi, bizde de, ABD’de de böyle yapılıyor. Washington’da Wolfowitz, Rumsfeld gibi şahinler aleyhimizde konuşurken, Powell ve Dick Cheney alttan alıyor. Bizde askeriye ve medya gereken sert cevapları verirken (“askerimizi bırakın, yoksa gelir alırız” demeçleri gibi) “çiçekli”, “güllü” “Ak”lı yöneticilerimiz fazla tehlikeli bir şekilde yumuşak davranıyorlar. Hele “Nota”yı “musiki notası değil bu, basit şeyler(!!) için nota verilmez” gibi sözlerle askerlerimizin tutuklanmasını “basit bir olay” gibi göstererek diplomatlığa kalkışmak, fazla yumuşak oldu.

Çantada Keklik Olmamak

Bu şaşkın ve hatalı davranış beni 43 yıl gerisine götürdü: 30 Mayıs 1960 hükûmet darbesine. “Yeni rejimin” en güçlü isminin dostum Alparslan Türkeş olduğunu Amerika’da duyunca heyecanlanmıştım. Türkeş Amerika’ya 2 albay yollamıştı: Seyhan Dündar ve Mehmet Fatih. Evime geldiler ve bana liderlerinin “hemen Türkiye’ye dön” mesajını getirdiler. Verdiğim yazılı cevapta, hazırlanmamın zaman alacağını, bu arada iki şeye çok önem vermesini istemiştim: İnönü’nün oyununa gelmemesini (önleyemedi, bana cevabî mektubu, sürüldüğü Hindistan’dan geldi!) ve Amerika’yla münasebetlerde onların kölesi gibi hep söz dinler politikadan hemen vazgeçmemizi bizi “çantada keklik” gibi gören Washington’un kadar bizim de kendi çıkarlarımızın olduğunu, bunun Amerika’nınkiyle uyuşamayacabileceğini artık açık seçik anlatmak gerektiğini vurgulamıştım.

Şimdi, 40 küsur yıl sonra, bakıyorum hükûmetimiz önce yanlış bir meydan okumaya (tezkereler) âlet oluyor, ardından Amerika’yı yatıştırmak için fazla alttan alıyor. Allahtan hükûmette bile bunun yanlışlığını kabul edenler var.

En doğru tavır

Sert, yumuşak, saçma, gülünç bir sürü demeçlerden sonra en doğru sözleri askerlerimiz söyledi. Şöyle dediler:

“Belki ABD’nin menfaatlarıyla çatışan bir faaliyette bulundu Süleymaniye’de askerlerimiz. Bunu henüz bilmiyoruz. Fakat ne olursa olsun, bir ortak ve müttefike yaraşan, o hareketten önce Ankara’yla temas edip önce diplomatik bir çözüm aramalıydılar. Onurumuzu ayaklar altına alan, dostluk iplerimizi koparan gizli ve çirkin bir saldırıyla değil.”

Belki bu yazı neşredilinceye kadar gerçek bulunur ve Cemil Çiçek’in “Sebepleri anlamakta, sonuçları da kabulde zorluk çekiyoruz” gibi doğru sözleri bir cevaba kavuşur.

Sebepler arasında, bu işin yerel olup Washington’dan habersiz yapıldığını zannetmiyorum. Belki sadece ABD’deki “Şahinler”, Bağdat’taki Albay Mayville’e bir plân yollamışlardır: Türkiye’nin bölgede Amerika’nınkinden ayrı bir güç olmasını önleyecek, ipleri koparacak sert bir tavır. Hattâ “komplo teorisi” yapacak olsak, belki o albay, Barzanî’ye ve Talabanî’ye, “bir suikast hazırlanıyordu” ihbarı yaptırıp yerel Amerikan kuvvetlerini “harekete mecbur etmek” gibi bir plânın aptalca uygulanışı. Aptalca, çünkü Amerika’nın da, Türkiye’nin Amerika’ya olduğu kadar, Türkiye’ye olan can alıcı (vital) menfaatlarını görememek. Bİz bunu anlatabilmeli ve Bush’tan, o tipik Amerikan “I am sorry” (özür dilerim) cevabını almalıyız.