1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI

Oğuz Çetinoğlu
ocetinoglu@tnn.net

2006 yılının ilk 6 ayında Türkiye’nin petrol ithalâtı, geçen yılın aynı dönemi esas alındığında, % 25 oranında artarak 5.000.000.000 Amerikan dolarına ulaşmış. 2000 – 2005 yılları arasındaki toplam petrol ithalâtımız 34.000.000.000 dolar idi. Yıllık ortalaması: 6.800.000.000 dolar. İçerisinde bulunduğumuz yıldaki ithalâtın 10.000.000.000 dolar olması bekleniyor. Son 5 yılın ortalamasına göre % 47 oranında artış söz konusudur.

Dünyada en pahalı akaryakıtı, en pahalı elektriği tüketen ülke olduğumuzu da düşünürsek, alternatif enerji kaynaklarına yönelmenin şart olduğu, kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Çok bol olmasa bile yeteri kadar akarsuya sâhip olmamıza rağmen, tek kaynağa bağımlı kalmanın mahzurları sebebiyle hidroelektrik santrallerin sayısını ve kapasitesini artıramıyoruz. Zengin kömür yataklarına sâhip olmamıza rağmen, çevre kirliliğine yol açtığı için termik santraller de kuramıyoruz. Temiz, güvenilir ve kaliteli elektrik enerjisine olan ihtiyaç sebebiyle yukarıdaki rakamlar, önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Böylece dışa bağımlılığımız da…

Enerji, yalnızca bizim gündemimizdeki problem değil. Gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkeler aynı problemle karşı karşıya. Çünkü enerjisiz kalkınma ve medeniyet olmuyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Rusya, Çin, Hindistan ve Güney Kore; bir enerji darboğazı ile karşılaşmamak için ortak projeler geliştiriyorlar. 2040 yılında üretime geçecek nükleer füzyon reaktörü için anlaşma imzalandı. Bu projeye imza koyan ülkelerin her biri, kendileri için özel çalışmalar da gerçekleştiriyor. Fransa, dünyanın en büyük nükleer enerji santralini, 10.000.000.000 Euro tutarındaki bir bedelle inşa ettiriyor. Çin, sonsuz güneş adlı yepyeni bir proje üzerinde ki çalışmalarını başarı ile sürdürüyor. Komşumuz İran, Üçüncü Dünya Savaşı’na sebebiyet verecek olan işgal tehditlerine rağmen, nükleer ile ilgili çalışmalarını durdurmayı reddediyor. Ermenistan, vaktiyle problem oluşturduğu için kapatılan santrali yeniden açmaya hazırlanıyor. Çernobil’e rağmen Ukrayna, nükleerden asla vazgeçmiyor. Yunanistan, Bulgaristan, Gürcüstan ve Suriye, yeni nükleer yatırımlar gerçekleştiriyor. Nükleer denizinin ortasındaki bir ada görünümündeki Türkiye’de ise, bir takım insanlar, nükleer tehlikelerden uzak kalmak bahanesiyle nükleer enerjiye karşı güçlü bir direnç oluşturmayı başarabiliyorlar.

21. yüzyılın ilk yarısı dolmadan dünyadaki toplam enerji tüketiminin % 25’i nükleer santrallerden elde ediliyor olacak. Bazı ülkelerde bu oran % 75’leri aşacak. Biz ise, yakınlarımızdakileri umursamadan, nükleer tehlikeyi (?!) yurdumuza sokmamış olmanın rahatlığı pahasına, elektrik enerjisi ithal edeceğiz.

TÜRKİYE’NİN KAYNAKLARI

Ülkemizin coğrafî yapısı, bize alternatif enerji kaynakları açısından önemli üstünlükler sağlıyor. Enerji otoyolu üzerinde oluşumuz da göz önünde bulundurulursa, denilebilir ki alternatif enerji kaynakları açısından, dünyanın en zengin ülkeleri arasındayız.

Dünya petrol rezervlerinin 100, doğalgaz rezervlerinin 150, kömürün ise 200 yıl ömrü olduğu belirlenmiş durumda. Türkiye’nin zengin petrol yataklarına sâhip olamayışını, şanssızlık olarak değerlendirme rahatlığını kullanmadan önce düşünmek gerek: Petrolü olduğu halde kişi başına millî geliri bizden düşük, bizim kadar bile petrol üretemediği halde refah toplumu olabilmiş ülkeler var. Petrol elbette çok şeydir. Fakat her şey değildir.

Türkiye’nin enerji ihraç edebilen ülkeler arasına girmesi mümkün ve kolay.

Nükleer enerjiye girmemiz gerek. Fakat o, tek alternatif değil. Füzyon ve fisyon, rüzgâr ve güneş, biyoenerji, hidrojen enerjisi, bor, tor, uranyum ve diğer madenler ve kaynaklar… yurdumuza cömertçe verilmiş. Buna rağmen, kaynaklarımızı kullanamadığımız için enerjide darboğazlara takıldığımız dönemler yaşadık. Yakın bir gelecekte yeni sıkıntılarla karşılaşacağız.

Kaynaklarımızı kullanıma açarken enerji verimliliği bilincini de oluşturmak mecburiyetindeyiz. Bu bilinç bile alternatif bir kaynaktır. İsraf konusunda kesin emirler içeren bir kültürün insanlarıyız. Önemli bir avantajdır. Çünkü en kolay kazanç, tasarruf yolu ile sağlanır.

Enerji fiyatları, petrol şokları sebebiyle artış eğiliminde. Tasarruf bilincine sâhip insanlar, artıştan en az ölçüde etkilenmek için tasarrufa yöneliyorlar. Böyle bir etkileşim, ‘Her işte bir hayır vardır.’ Özdeyişini hatırlatıyor. Bu söz de bizim kültürümüzün ürünüdür.

Bilgi ve bilinç eksikliği ile özürlü insanlar, kolay yönlendirilirler. Maddî kaynakların kullanımına geçmeden önce, kültürel kaynaklarımıza işlerlik kazandırmakla, engelleri ve güçlükleri daha kolay aşabiliriz.

Bilgi ve bilinç; bizi şu gerçeği kabule zorluyor: Olmayan enerjinin bedeli, geçmiş dönemlerde tedbir yetersizliğinden meydana gelmiş kazalara ödenen bedellerden daha yüksektir.

Nükleer enerji karşısındaki direncin, bilgisizlikten ve evhamdan kaynaklandığını düşünsek bile, sürdürülebilir enerji kaynaklarının başında gelen rüzgâr enerjisinin karşısında olmayı anlamak hayli zordur. İleri sürülen ‘gürültü kirliliği’ bahanesini aşılamaz bir engel olarak göstermek, bilgi yetersizliği değilse, mutlaka dışa bağımlılığı artırma amacına yöneliktir.

Dünya yüzeyinin % 70’ini kaplayan su kütlesi açısından da ülkemiz çok zengindir.

Uzmanlar; dalga enerjisi ile hidrojen üretilebileceğini, su pompası çalıştırılabileceğini belirtiyorlar. Dalga enerjisi kışın boldur. Aynı mevsimde elektrik enerjisine olan ihtiyaç da artmaktadır. İnsanoğlunun önüne muazzam bir denge konulmuştur.

Günümüzde; dalgaların güç oluşturduğu bilindiği gibi, bu güçten yararlanmanın mümkün olduğu da kabul edilmektedir. Sürdürülebilir, temiz ve güvenli özellikleri olan bu kaynağa da yeteri ölçüde sâhibiz.

Türkiye’miz, petrol hâriç, ucuz ve kaliteli elektrik enerjisi üretebilmek için gerekli her tülü alternatif kaynaklara sâhip bir coğrafya üzerindedir.

BİYOENERJİ

Bâzı bitkiler yakıldıklarında belirli bir enerji sağlıyorlar. Bu özelliğe sâhip bitkiler özel bir işlemden geçirilince, ortaya çıkan enerji, biyokütle enerjisi olarak adlandırılıyor. Biyokütle enerjisi benzin, gaz, motorin ve fueloil gibi yakıtlarda katkı maddesi olarak kullanılıyor. Kalitesine bağlı olarak katkı oranı % 10’a kadar yükseltilebiliyor. Yakıtı tüketecek olan motorlar üzerinde yapılacak düzenlemelerle bu oranı % 20’lere çıkarmak mümkün olabilir. Hatta, yakıta uygun özel motorların üretilebileceği ve katkı oranının % 50’lerin üzerine çıkartılabileceği, uzmanlar tarafından ifade ediliyor.

Topraklarımız, biyokütle yetiştirilmesine de elverişlidir. Yakın bir gelecekte enerji ormancılığı gündemimize yerleşecektir.

Hepsinden önemlisi; alternatif enerji kaynakları konusunda yeni teknolojiler geliştirmektir. Bunun için iyi eğitim görmüş, ülkesinin kalkınmasına, bağımsızlığına katkıda bulunmayı yürekten isteyen üretken ve çalışkan insan kaynağına ihtiyaç var. O kaynak da bizde mevcuttur. İnsanlarımız önüne engel konulmazsa, konulmuş engeller kaldırılırsa, bekleneni verebilecek potansiyele sâhiptir.

Dünya ekonomisi ve dolayısıyla insanların refah ve mutluluğu, giderek teknoloji üretimine bağlanıyor. Treyler dolusu inşaat demiri veya çimento satanlar, karşılığında ancak birkaç kilo ağırlığında elektronik malzeme alabiliyorlar. Yakın bir gelecekte; bir kamyon dolusu elektronik malzeme satanlar, karşılığında üç-beş dosya kâğıdına sığdırılabilen teknoloji bilgilerini satın alabilecekler.

Dünya hâkimiyeti, o teknolojileri üretebilen ülkelere yakışacak.