1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

AKP+CHP= Türkmenler

Nefi Demirci
ÇELİŞKİLİ, tutarsız bir dış politika karşısında hem 3 milyon Türk yok olma, yok sayılma ile karşı karşıya, hem de anavatanımızı zor günler beklemektedir. Sakıp Ağanın (Sayın Sakıp Sabancı Beyefendi) dediği gibi, “Omuzlarımıza bir kuş kondu, kışkış dedik uçurttuk”, ağa yalnız parayı düşünmüş olabilir, çok önemli olan bu konu onun işi. Ticaretten, paradan daha önemli olanı, siyasî yönden kayıp ettiklerimizdir, siyasî kazanımlar olmaz ise para da gelmez, güvence de sağlanamaz. AKP ve CHP sayesinde kayıp ettiğimiz siyasî alandır, oluşan boşlukta at oynatanlar sınırımızın ötesinde fırsat beklemektedirler. Gaflet içerisinde olanların yarattıklarını değerlendirmektedirler. Biz sosyal demokratız, savaş istemeyiz diye istediğiniz kadar söyleyin, son günlerde cereyan eden olaylara bakın, savaşa karşı olan solcular okullarda, üniversitelerde birbirlerinin başını kaşını kırmaktadırlar.

1. Körfez Savaşı’ndan beri iktidara gelen bütün siyasîlerin ihmali, dirayetsizliği olmuş, kalıcı uzağı gören, millî menfaatlerimizi ön plânda tutan dış politika takip edilmemiştir. Bugüne kadar devam eden çözümsüzlük çözüm değil diyenlerin demeçleri karşısında Kıbrıs’ın durumu düşündürücüdür. Sayın cumhurbaşkanımız Evren Paşa’nın talihsiz beyanlarını unutmadık. Son ON yıl içersindeki siyasî yöneticilerin ifade, demeç ve amellerine (işlerine) bakacak olursak, ülkeyi yönetenlerin ağızları açık, kulakları belli yerlere yönelmiş, Türk dünyasına bakışları kararsız, çelişkili, her dem değişen kararlar içinde olduğunu esefle, üzüntü ve tedirginlikle görmekteyiz.

Sayın Ecevit yıllar önce Türkiye’nin siyasî Kuzey Irak, Irak, Türkmenler ve muhalefet hakkındaki düşüncelerini yazmıştık. Sayın Abdullah Gül’ün beyanlarını dinlediğimizde hayretler içerisinde kalmamak mümkün değil. Ne kırmızı çizgi kaldı, ne de olayları yakından takip ve hassasiyet ve ne de aşiret reisi dediklerimizi muhatap alması yetmiyormuş gibi bir de Kerkük ve Musul’da konsolosluk açmak için onlardan muvafakat alması.

Yanı başımızda savaş nedeni saydığımız y umurta pişmiş, civcivin gagası görülüyor, her fırsatta da bizi gagalıyor. Türkiye, bu muazzam devlet kimin tarafında? ABD mi, İsrail mi veya İngilizler tarafında mı? Aşılandığı bu civcivin çıkmasına yardım etmekle kalmıyor, onu muhatap alıyor.

Birisini muhatap alırsanız, o toplumu tanıyorsunuz demektir. Temsilcileri yol geçen hanı gibi her gün Ankara’ya geliyorlar, demeç üzerine demeç, tehdit üzerine tehdit savurup gidiyorlar.

“Hassasiyetlerimiz var, söz konusu olmaz, ABD bize söz verdi”. Ey kızıl ötesinde kayıp olanlar, bunlar ne demek oluyor? Bilen varsa açıklasın.

Türkiye çelişkili politikasının içersinde, Irak politikasını da karıştırmışa benziyor, hele Türkmen politikası yürekler acısı, ciddî olarak Türkmenler şunları düşünmeli ve istemelidir:

1. ITC. İç düzenini, yönetim kadrosunu gözden geçirmek zorundadır. Merkezi Erbil’de bulunan bu kuruluşun merkezi Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir yere taşınmalıdır. Kerkük, Telafer gibi.

2. Başkanlığına, kadrosuna yörede devamlı ikamet eden ve halk tarafından seçilenler getirilmelidir.

3. Türkmenler, bizler kültürlü, şehirli kalem erbabıyız, ancak bu şekilde haklarımızı savunuruz veya almaya çalışırız demekten artık –geç olmakla beraber– vazgeçmelidirler. Siyasî, örgütlü, silâhlı güç sahibi olma yollarına girilmelidir.

4. Son gelişmeler ve 12 yıldır uygulanmakta olan Türkiye’nin dış, özellikle Irak politikası içinde Türkmenleri ve 80 yıldır “Misak-ı Millî” beklentilerini bırakmışa, bundan sonraki dönemlerde “Millî Misak”, ABD’nin millî savunma bakanının isteği doğrultusunda unutulmaya terk edilmiş, Türkmenler bir kere daha, ama hiçbir zaman dün olduğu gibi bugün de Türkiye’yi unutmadan, yalnız kalmışlığın, bırakılmışlığın üzüntüsüne kapılmadan, Türkiye’yi kalplerinde taşıyarak özgürlük için yollarına devam etmelidirler. Türkiye yalnız Türkiye Türklerinin değil, Türkiye bütünTürklerin, kalbidir, anavatandır, şanlı ordumuzun gözü, kulağı, nefesi altında bütün Türk dünyasının bekçisi, koruyucusudur.

5. Türkmenler, Türkiye’nin siyasî iktidarlarının ve askerî bürokrasisinin alenen arkalarında olmadığını idrak ederek, bundan sonra yalnız başlarına, kendi topraklarında yaşayan, ikamet eden yeni bir lider etrafında, birleşik hâlde kurtuluş savaşı vermek zorundadırlar. Hiçbir toplum ödün vermeden, topraklarında kanı akmadan kurtulamaz, özgürlüğüne kavuşamaz.

6. Türkmeneli’nin dışında yaşayan, ikamet eden Türkmenler ne olurlarsa olsunlar, eğer kendi topraklarında yaşamıyorlarsa, halkından doğrudan doğruya sevgi içerisinde destek almıyorlarsa liderlik iddiasında, öncülüğünde bulunma hakkına sahip değildir. Bunlar ancak, O TOPRAKLARDA MÜCADELE VERENLERE HER YÖNDEN YARDIMCI OLMAK ZORUNDADIRLAR.

Lider tayinle değil, halkı tarafından çıkartılır. Lider fedakâr, dürüst, gösterişsiz, açla aç, tokla tok, bilgili, dirayetli, sevilen, sayılan, saygı duyulan insandır. Türkmenlerin, geçmiş dönemin kötü etkilerinden kurtulup böyle bir kişiye ihtiyaçları vardır. Bu kişiyi arayıp bulmaları icap eder.

7. Askerî bürokrasi, siyasîlerimiz, hükûmetimiz, milletvekilleri: Türkmenler, siyasî Kuzey Irak ve Irak’ın yeniden siyasî yapılanması Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Telâfisi mümkün olmayan dönemece girmeden, Kızılay konvoyunun AKP+CHP milletvekillerinin yollarını şaşırıp yardımın Kerkük’e verileceği yerde, dış politikanın şaşırdığı gibi Bağdat’a gitme gafletini artık idrak etmek zamanı gelmedi mi? Şanlı ordumuzun hakkı ve haklı olarak Kuzey Irak’a girmesine izin verilmediğinin millî çıkarlarımıza verdiği eksikleri artık görmezlikten gelmeyelim.

Türkmenler bütün olumsuzluklara karşın yeni oluşacak Irak yapısı içerisinde çalışıp kendilerini idarî yapıya kabul ettirip kayıp ettikleri haklarını elde etmeye çalışmalıdırlar:

1. Siyasî haklar: Nüfus oranlarına göre oluşacak yeni hükûmetin idarî kadrosunda temsil ve görev hakkı (millet meclisi, hükûmet, valilik vs.).

2. Kültürel haklar, 1971 yılında verilen kültürel hakların iadesi ve uygulanması, Kerkük’te üniversite açılması gibi.

3. Sosyal haklar, değişik meslek kuruluşlarının açılması.

4. Şehit edilenlerin itibarlarının geri verilmesi, bunların mezarlarının onarılması.

5. Zorla alınan veya çıkartılan kanunlarla istimlak edilen yerlerin sahiplerine geri verilmesi.

6. Türk bölgelerinde yıkılan köyler, yerler, eserlerin yapılması, yerle bir edilen köylerin yerinde sembolik köylerin inşaası.

7. Köy, semt, cadde ve sokaklara değiştirilmeden önceki Türkçe olan adlarının yeniden verilmesi.

8. Şehit edilen ve kayıp olanların ailelerine maddî ve mânevî tazminat ödenmesi.

9. 1970’lerden beri Kerkük’e göç edenlerin, Irak yönetimi tarafından iskân ettirilenlerin eski yerlerine iadeleri istenmeli veya yapılması muhtemel NÜFUS sayımında bunlar tespit edilip sayıma katılmaları önlenmeli. Kürtler bu konuda yanlış, haksız, yalan bir propaganda yapmaktadırlar. Yakında yapılacak belediye seçimleri için Türkmenler ciddî hazırlıklı olmak durumundadırlar.

10. Saddam tarafından Kerkük vilâyetinden ayrılan, Arap vilâyetlerine idarî olarak bağlanan Türk ilçe ve köyleri tekrar Kerkük’e bağlanmalı (Taze, Kifri, Altınköprü vs.).

Bu ve buna benzer insan hak ve hukukuna aykırı uygulamaların tahakkuku için Türkmenlerin kendi topraklarında tek lider veya yönetici etrafında toplanmaları ve o toprakların dışında kalanların yardımlarını esirgememeleri gerekmektedir.

ABD’nin oyununa inanmamak lâzım. Çıkartılması düşünülen AF YASASI, ordumuzun Kuzey Irak’tan çıkartılması için düzenlenmiş bir oyundur. Hükûmet bundan sonra Irak ekseninde politika yaparım diyor. TSK, PKK varken ben o bölgeden çıkmam, öyleyse ABD’nin ilerideki plânlarının tahakkuku için AF VE SÖZDE SİLÂH BIRAKMA, iyi bir buluş ve çözüm. TSK’nin millî çıkarlarımızı korumak için hareketine izin vermeyenlerin bu tuzağı göreceklerini umarım.

Her zaman söylediğimiz gibi sağlam sosyal, kültürel yapıya sahip, millî kimliğini 80 yıldır kayıp etmeyen bu toplum, ya Irak’ın yeni yapısı içerisinde diğer guruplar gibi haklarına kavuşacak, veya kendi özgürlüğünü elde etmek için çetin bir mücadele verecektir.