1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Aklımızda kalanlar

Hüseyin Adıgüzel
SON iki ayı (Aralık-Ocak) siyasî alanda çok hızlı bir tempoda ve yoğun olarak geçirdik. AB’den tarih alma uğruna neler yapmadık. Recep Tayyip, Avrupa başkentlerini mesken tuttu. Aralarında mekik dokudu. Güzel ve hoşa giden sözler işitti. Sonra vuslat bir dahaki bahara kaldı. Sağa, sola bakarsanız bir dahaki baharın sebebi KIBRIS... Kürt meselesi önemini yitirdi. Bu konuda ödevler yapılmış ki, önümüze bu sefer Kıbrıs’ı diktiler. Ve BM Genel Sekreteri Koffi Annan’ın plânını önümüze “Ya imzalarsın, ya imzalarsın” diye koydular. Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye bir anda ikiye bölündü. Hemen imzalansın, bundan iyisi Şam’da kayısı diyenler, hayır imzalanmasın yağlı ipi ellerimizle boynumuza geçirmeyelim diyenler. Tartışmalar, konuşmalar, mitinglerle ortalık toz duman. Göz gözü görmüyor. Ve bu hengâme içinde hep duygular ön plânda, akıl ve mantık geride... Recep Tayyip Erdoğan “Kırk yıldır çözümsüzlüğü çözüm olarak görenler” diyerek meseleyi kırk yıldır yılmadan savunan Rauf Denktaş’ı suçluyor. Fakat bu politikanın mimarı Denktaş değil. Öyle ise hedef neden Denktaş? Bir karizma ve popüler olma kavgası var gibi görünüyor. Bugün Recep Tayyip Erdoğan karizması var ve popüler bir isim. Zirvedekilerin hepsi silinmiş, süpürülmüş, varsa yoksa Recep Tayyip Erdoğan. Eskilerden lider Denktaş kalmış. Hem de, Türk dünyası coğrafyasında başa oynayan bir lider. Karizmatik ve popüler bir isim. Yaparsın onu günah keçisi, çözümsüzlüğün sebebi dersin, el altından bir iki yazara yazı yazdırır, bir iki miting düzenlersin, Rauf Beyin karizması ve popülerliği biter, o da ihtiyar tarihin çöplüğüne atılıverir. Meydan bomboş size kalır. Bir senaryo ama Recep Beyin söylediklerine iyice dikkat ederseniz, bir havalanışı, bir yukarıdan bakmayı, küçük dağları ben yarattım havasını sezmemek mümkün değil. Tabiî ki, bu hayra alamet de değil. Bu tür çekişmelerin Türk milletine neler kaybettirdiğini, tarihi iyi bildiğine inandığımız Recep Tayyip Bey iyi bilir.

AB ve BM tarafından sıkıştırıldığımız ve hareket alanımızın daralmaya başladığı böyle bir ortamda, “Ortalığı germenin kime ne faydası olacak?” Önce bunu iyi düşünmek gerekir. Rauf Beyle oturup konuşmak varken böyle ulu orta demeçlerle nereye varılmak isteniyor? Yukarıda söylediklerimizden başka nasıl bir sonuç çıkar, bu davranış ve demeçlerden? Rauf Beyi devre dışı bırakmakla Recep Bey karizmadan başka bir şey kazanmaz, ama Türk milleti çok şey kaybeder. Bir sefer, meselenin bu kadar içinde olan başka birini bulmak mümkün değil. Bu durumda Recep Bey, herhâlde insiyatifi eline alacak. Kırk yıldır çö zülmeyen Kıbrıs meselesini de ben çözdüm diyecek. İyi ama nasıl çözecek? Mesele burada.

Recep Tayyip Beyin iyi niyetine inanıyorum. Ama iyi niyet Rumların her istediğini verip kurtulmak değildir. Müzakere edilsin ve hakça bir çözüm bulunsun.

Kıbrıs’ta bugün estirilen rüzgâr, yüz yıl önce Girit’te estirilmiş ve Girit tamamen elimizden çıkarken, binlerce Türk katledilmiş, binlercesi de göçmen olmuştu. Şimdi aynı oyun Kıbrıs için oynanıyor. Kıbrıs’ın CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talât bir televizyon programında “Çocuklarımızın geleceğini düşünmek zorundayız. AB içinde Rumlarla birlikte biz de gelirimizi artıracağız”. dedi, Ben belki yanlış duydum diye tereddüt ettim ve yanımda bulunanlara bu sözleri teyit ettirdim. Bunları söyleyen Kıbrıslı ve adında TÜRK sözü bulunan bir partinin genel başkanı. Beyefendi, çocuklarının geleceği için TC Devletine güvenmiyor. Çocuklarının geleceği için Rumlarla birlikte yaşamak istiyor ve bu beraberlikte millî gelirlerinin artacağını söylüyor. Şimdi bakalım, söyledikleriyle yaşananlar uyuşuyor mu?

1956-60 arası EOKA çetecileri kimleri öldürüyordu? 1963 kanlı noel olaylarında Kıbrıs Türklerini kimler yok etmek için harekete geçmişlerdi? Bunları unutanlar, tarihin tekerrür etmesine çanak tutarlar. Bu sefer beraber yaşamanın faturası çok daha ağır olabilir.

1956-60 yılları arası Kıbrıs Türk toplumunun kişi başına düşen millî geliri 132 $’dı. Aynı yıllarda Rum tarafının kişi başına düşen millî geliri 1500 $’dı. 1960’ta kurulan ve iki halkın eşit olarak katıldıkları Kıbrıs devletinde 1963 yılına kadar Türklerin kişi başına düşen millî geliri 200 $ olurken, Rumların kişi başına düşen millî geliri 2300 $’a ulaştı. Bu rakamlardan sonra Talât Beye sormak gerekir; bugün beraber yaşayıp, millî gelirinizi artırmayı düşündüğünüz Rumlar, aynı devletin çatısı altında niçin sizlerin millî gelirlerini biraz daha yükseltmeyi düşünmediler? Sizin millî geliriniz kişi başına 68 $’lık bir artış gösterirken, Rumlarınki 830 $ birden yükseldi. Acaba dostlarınız niçin sizlere biraz daha fazla para vermediler? Sizleri açlık sınırında yaşattılar? Dün vermeyenlerin bugün vereceğini nasıl iddia edebiliyorsunuz?

Bu beyin söylediği gibi, Kıbrıs Türkünün ekonomik durumu çok kötü değil. Bugün Kıbrıs’ta Türk kesiminde kişi başına düşen millî gelir 4303 dolardır. Türkiye’de 2850 $ olduğu gerçeğinden hareket ederseniz bu paranın ağlanacak bir fakirlik getirdiğini kimse söyleyemez. Bugün dünyada bu düzeyde iki elin parmaklarından biraz fazla ülke olduğunu unutmamak gerekir.

Yine rakamlarla devam edelim. Kıbrıs Türk kesiminde her bin kişiye 407 araba düşüyor. Bu rakam Türkiye’de 63’tür. Kıbrıs Türk kesiminde her bin kişiye 163 yatak düşerken bu rakam Türkiye’de 98’dir. Elektrik tüketimi, bilgisayar sayısı, kâğıt tüketimi, beyaz eşya sayısı vs. hemen hepsi Türkiye’den iyi durumda. Anavatandan iyi oldukları hâlde, bunları kötü olarak göstermenin kime ne faydası var? Yalnız burada, Türkiye’deki bazı insanları tahrik ettiklerini düşünmek zorundayız. Burada asgarî ücretle çalışanlar, işsizler “Neden bu kadar parayı Kıbrıs’a veriyorlar? Bizler burada insan gibi yaşayamıyoruz” diye konuşuyorlar. Elbette bu konuşanların diğerlerine göre haklı oldukları taraflar var. Ama, unutmamaları gereken, Kıbrıs’ın bir Türk toprağı olduğudur.

Kıbrıs’ta bu beylerin önderlik ettiği bir gurup, Türkiye’ye güvenmiyor ve Türkiye’nin adadan çekilmesini istiyor. Bu işin alt yapısını oluşturabilmek için de yalan söylüyor. Kıbrıs’ta Denktaş’ı istifaya zorlamak için düzenledikleri mitingte, Türk bayrağının olmadığı şeklindeki bir iddiaya “Hayır, vardı” diye cevap verdiler. Ama aynı mitingi Kıbrıs’ta gören meclis başkanımız Bülent Arınç, bayrak olmadığı gibi, işgalci ordu yazılı pankart olduğunu söyledi. Şimdi kime inanacağız? Biz elbette meclis başkanımıza inanıyoruz ve bu beylerin yalan söylediği sonucuna ulaşıyoruz.

Türk ordusuna işgalci ordu diyenler, AB Parlâmentosunun bazı üyeleri, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimidir. Aynı zamanda içimizden bazıları da bu görüşe katılıyorlar. Yalnız unuttukları bir şey var. Bu ordu Kıbrıs’a neden gitti? Ortalık güllük gülistanlıktı da, sadece adayı Türkiye’ye katmak için mi Kıbrıs’a çıktı? 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kim yıktı? 1963 kanlı noel olaylarını kim başlattı? Atlılar, Sandallar, Muratağa katliamlarını kim yaptı? 1974’te askerî darbe ile Makarios’u kim devirdi? Türkleri imha etmek amacıyla saldırıları kim başlattı? Bu sorulara cevap bulmadan Türk ordusu hakkında konuşmak en hafif deyimi ile ahlâksızlıktır, insafsızlıktır.

Adadaki Türk ordusu iki yüz bin Türk’ün varlık sebebidir. Eğer o gün Türk ordusu Kıbrıs’a gitmeseydi, bugün bu sözleri söyleyenlerin esamesi bile okunmayacaktı. Bunu idrak edemeyen insanların, 200 bin Türk’ün kaderi ile ilgili konuşması sadece talihsizliktir. Türk ordusunu adaya davet edenlerin büyük çoğunluğu hâlâ sağken, böyle şeyler söylemek adadan Türkiye’nin çekilmesini istemekten ve Türkiye düşmanlığından başka bir şey değildir. Bunu iyi anlamak gerekir.

Bugün kayıtsız ve şartsız imzalanması istenen Annan plânında neler var? Sadece toprak meselesi bile bu plânın imzalanmaması için yeterli sebeptir

Adanın % 35’i KKTC toprağıdır. % 59.6 Rumların, geri kalanı da İngilizlerin üsleridir. Annan plânı ile KKTC topraklarının % 10.1’ini Rumlara verecek ve Rumların toprağı adanın % 69.7’si olurken, KKTC’nin toprağı % 24.9’a inecektir. İngiliz üsleri aynen devam edecektir. KKTC’ye bırakılan % 24.9’luk toprağın % 11.6’lık kısmına Rumlar yerleştirilecek ve KKTC’nin en verimli toprakları ve suyu Rumlara verilecek.

Bu durumda 55 bin Kıbrıs Türk’ü yine göçmen olacak. 60 bin Rum, Türk tarafına yerleşecek.

Kaybedilen topraklarla birlikte narenciye üretimi % 67, patates üretimi % 75, buğday üretimi % 70 azalacak. Böylece KKTC tarım sektöründe 130 milyon dolarlık bir kayba uğrayacak. İmalât sektöründe 200 civarında iş yeri Rumlara bırakılacak ve 12-15 milyon dolarlık gelir kaybı olacak. 450 ticarethane ve 200 civarında otel ve lokanta Rumlara geçecek ve 45 milyon $’lık gelir yok olacak. Sağlık, eğitim ve imalât sektöründe tam 600 işyeri Rumlara bırakılacak ve millî gelir 19 milyon $ azalacak. KKTC’nin toprak vermesi KKTC’nin Gayrisafî Millî Hasılasının % 22’sine eşit olacak. Aşağı yukarı 200-220 milyon dolarlık gelir azalması olacak. Bu, Kıbrıs Türk’ünün % 22 oranında fakirleşmesine ve % 15’inin daha işsiz kalmasına sebep olacaktır. Rakamların ortaya koyduğu tablo meydanda. Bu nasıl “Kaçırılmaması gereken bir plân” anlamak mümkün değil. Ben Türklüğünden falan vazgeçtim, insan olan ve vicdan taşıyan bir kişi, bu plânı nasıl savunabilir? Bu plânın imzalanmasını nasıl isteyebilir?

Yukarıda verdiklerimiz plânın sadece ekonomik yönüyle ilgili kısmı. Bunun bir de garantiler kısmı, siyasî kısmı var. Türkiye’nin garantisi ortadan kalkıyor. Peki 200 bin Türk’ün hayatını kimler koruyacak? Kıbrıs Rum millî muhafızları mı? Yoksa Bosna’da olduğu gibi barış gücü askerleri mi? Kıbrıs Türk halkının kırk yılı aşkın bir süredir, kan ve göz yaşı ile elde ettiği, egemenlik ve eşitlik hakları ne olacak? Üç kuruş fazla para- ki o da şüpheli- için bunlardan vazgeçerken neler kaybettiğinin farkında olamayanlar, bir halk için söz söyleme hakkına da sahip olamazlar.

Kıbrıs’ın Türkiye için ne mânâ ifade ettiğini -askerî, siyasî ve stratejik açıdan- göz ardı edenler, şunu iyi bilmelidirler ki, o topraklar, her ne kadar Kıbrıs’ta oturmuş olsalar da, babalarının malı değildir. Türk milletinin malıdır. Türk milletinin toprağına göz dikenlerin gözlerinin kör olduğu da tarihin tescilidir. Herkes aklını başına toplamalı ve düşmanlarıyla birlik olup Türk milletine kefen biçmeye kalkmamalıdır.