1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

AK KOYUN, KARA KOYUN

Ertuğrul Söğütlü
Türk siyâsî târihi “Hunlar”la başlıyor. En azından, şimdilik öyle zannediyoruz. M. Ö. III. yüzyılda, kurulu bir şekilde karşımıza çıkan “Büyük Hun” veyâ “Asya Hun” İmparatorluğu, “Hun” kelimesinin isim babası olmak bakımından da ayrı bir mazhariyetin sâhibidir. Çin kaynaklarında “Hiung-Nu” imlâ ve telâffuzuyla anılan “Hun” sözü, devlet adı olmanın çok ötelerinde mânâ zenginlikleri taşımaktadır.

Etimolojik araştırmalara kulak verildiğinde, “Hun” şeklindeki tek heceli söylenişin, “koyun” yerine kullanıldığını görüyoruz. Türk soyunun, en eski devirlerden başlayarak hayvancılığa dayalı bir ekonomik yapı içinde olduğunu teslim etmek gerekir. Konar-göçer hayât ın en mühim taraflarından biri, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığı, günlük hayâtın esaslarından saymasıdır. Türk töresinin pek çok başlığı, hayvan isim ve özelliklerine göre atılmış; arma, ongun, sancak, alem gibi nice işâret belirten eşyâda, hayvan figürleri kullanılmıştır.

Türk yaşayışında en çok adı geçen hayvanlardan biri koyundur. Dirisinin ve ölüsünün sayılamayacak kadar fazla faydaları düşünüldüğünde, koyunun, Türk örfünde niçin hep müsbet mânâlar ve tedâîler arasında yer bulduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Bu koyun karşılığı mantığı ile, “Eftalit” ismi de verilen “Ak Hun Devleti” ni, İran ve Doğu Anadolu coğrafyalarında kurulan “Ak-Koyunlu Devleti” ne çok yakın akrabâ ilân etmez misiniz? Aynı topraklarda yer almış “Kara-Koyunlu Devleti”ni de bu sıcak göz âşinâlığıyla kucaklamaz mısınız? Bayındır Türklerinin sözlü verimden yazılı hâle koydukları Dede Korkud Hikâyeleri’nde, sık sık “ak koyun, kara koyun” tâbirlerinin geçmesi, tesâdüf değildir.

“Hun” kelimesinin bir başka mânâsı, “insan”. Herhangi bir milliyet ve cinsiyet tefriki yapılmaksızın bütün insanlığı ihâtâ eden bu kullanılış, Türk’ün her çeşit asâlet unvânına reddiye çıkarmış bakış açısına pek uygun düşmektedir. “Hun” ismini alarak Asya ve Avrupa’ya boydan boya hükmeden, Mete Hân’dan Attilâ’ya uzanan sâde ve gösterişsiz hükümdâr profilleriyle zihinlerde derin izler bırakan “Hun”ların, “eşref-i mahlûkât” nazarıyla baktıkları insanın ismiyle anılmaları, ne güzel bir neticedir.

İster koyun olsun, ister insan, Hun ismi, bütün Dünyâ milletlerinin yakından tanıdığı, bildiği bir tâbir olmuştur. IV. asır sonlarında, Balamır komutasında Karadeniz’in kuzeyini tâkib ederek bugünkü Macaristan’a gelen ve orayı merkez tutup bütün Avrupa’ya diz çöktüren Avrupa (Batı) Hunları, târihî rollerini tamamlayıp sahneden çekildiklerinde, arkalarında hiç kaybolmayacak bir ülke ismi bırakıyorlardı: “Hungaria”. Bu, Macaristan’ın, Batı dillerindeki söylenişi ve “Hun Ülkesi” demek oluyor. Yâni, bir vakitlerin “Üngürüs”ü…