1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Afganistan'da Mutlu Sona Doğru

Oğuz Çetinoğlu
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmişti. Afganistanlı mücâhitlerin, bölgede yaşayan Türklerin de desteği ile başlatıp devam ettirdiği şanlı direniş, bir bakıma SSCB’nin yıkılmasına yol açtı. Rus askerleri, Gorbaçov’un talimatıyla 1990 yılında Afganistan’dan çekildi. Bu tarihe kadar ayrı cephelerde Ruslarla ve aynı zamanda biribirleriyle çarpışan gruplar, Ruslar gittikten sonra, kendi aralarında iç savaş görünümü alan şiddetli bir iktidar mücadelesini başlattılar. Bu mücadelenin sonunun nereye varacağını, iktidar için yekdiğerlerini yok etmeye çalışan gruplar da bilmiyorlar.

İKTİDAR SAVAŞÇILARI

Afganistan’da iktidar savaşı yapan grupları şöylece özetlemek mümkün:

Tâliban: Bu grup, Rusların Afganistan’dan çekilmesinden sonra Kandahar şehrinde oluştu. Liderleri Molla Muhammed Ömer, ülkeyi bu şehirden yönetiyor. Ülkenin % 85’ine hâkim durumdalar. Başlangıçta Tâliban’a en büyük desteği Suudî Arabistan veriyordu. Suudî asıllı olan milyoner Usame bin Lâdin, Tâliban adına bazı Amerikan elçiliklerini bombalatınca Amerika’nın kontrolündeki Suudî Arabistan, Tâliban’dan desteğini çekti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Tâliban’ı silâhlandırmıştı. Aynı sebeple o da desteğini çekti. Son dönemlerde, Tâliban’ın İran ile de arası iyi değil. Tek destekçisi Pakistan.

General Abdürrâşid Dostum: Özbek kökenli. İlkokul mezunu sade bir vatandaş olarak başladığı askerlik görevinde başarı gösterince, subay sınıfına terfi ettirildi. Ruslar çekildikten sonra etrafına topladığı askerler ve sivil halk ile iktidar mücadelesine girişti. Yandaşları kendisine general unvanı verdiler. Başarılı bir asker olmakla birlikte, siyasî ve idarî lider olmak için gerekli bilgi ve beceriye yeterli ölçüde sahip değil. Yardımcılarından bazıları kendisinden ayrılarak Pakistan ile iş birliği yaptılar. Bu ayrılık sebebiyle Afganistan Türkmenlerinin yaşadığı bölgeler, Tâliban’ın eline geçti.

General Abdülmelik: Dostum gibi Özbek kökenli. Fazlaca bir gücü yok. Afganistan Türklerinden aldığı destekle ön plâna geçti. Edebiyat fakültesinde okurken babası ve iki kardeşi Ruslar tarafından öldürülünce teşkilât kurup savaşa katıldı. Savaştan sonra, 1992 yılında Dostum’un kurup liderliğini üstlendiği Afganistan Millî İslâmiyet Partisi’ne girdi. General Dostum’un dışişlerinden sorumlu yardımcısı oldu. Sonra yolları ayrıldı, Dostum’u bertaraf ederek partinin genel başkanı oldu. Bir ara Pakistan ile anlaştı sonra anlaşma bozuldu. Melik, dünya milletleri tarafından resmen tanınan Rabbânî hük ûmetinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. Tâliban ile mücadelesini sürdürüyor.

Mesud Rabbânî: Dünya ülkelerinin resmen tanıdığı Afganistan Devlet Başkanı olmasına rağmen, Afgan topraklarının ancak % 15’ine hâkim. Tâliban’a karşı muhalefetin ortak lideri. Askerî güç olarak Râşit Dostum ve Melik’in adamlarını kullanıyor.

Afganistan’da, iktidar için silâhlı mücadeleye girişen birkaç grup daha var. Hepsi de ülkede şeriat devletini kurmak iddiasında. Ancak, İslâm’da şeriat devletinin ne olduğu açıklanmadığından aralarında anlaşma sağlanamıyor.

Komşu ülkeler; Rusya, Hindistan ve Çin, Afganistan’daki karışıklıkların devam etmesi için şaşırtıcı taktikler uyguluyorlar. Afganistan’da başarı sağlayacak bir grubun, kendi ülkelerindeki azınlıklarda bağımsızlık arzularını körükleyeceği endişesini duyuyorlar. Özbekistan ve Türkmenistan, Afganistan konusunda tarafsız kalmayı tercih ediyorlar. Fakat bu mümkün değil. Çünkü her iki ülkenin milyonu aşan sayıdaki vatandaşı Afganistan topraklarında yaşıyor.

AFGANİSTAN TÜRKLERİ

Afganistan’daki Türkler, 1919’da Emanullah Han döneminden beri perişan durumdalar. Bu olumsuzluğun başlıca sebebi, Özbeklerle Türkmenlerin birlik olmayışlarıdır. Özbeklerin % 60’ı Türkmen kökenli. Kalan % 40 ise Çağatay kökenli. Soy itibariyle iki grup da Türk’tür.

Yaşanan acılara son vermek amacıyla, içerisinde bulunduğumuz günlerde yeni bir oluşumun hazırlıkları yapılıyor.

Türklerin, ülke yönetimine sahip olmak gibi bir amaçları yok. Olamaz da. Onlar, kendi dillerinde eğitim yapmak, kültürlerini korumak ve insanca yaşamak istiyorlar. Bunun için tek yol, federatif bir sistem içerisinde kendi yönetimlerini oluşturmak.

Yeni oluşumun hazırlıkları, Afganistan Türklerinin geleceğe ümitle bakmasını sağlıyor. Özbekler, Türkmenler ve Türk kökenli diğer gruplar birleşiyorlar. General Abdürrâşit Dostum ve General Abdülmelik’i barıştırmak, plânın ilk bölümünde yer alıyor.

Afganistan Türklerinin katalizörlüğünde Dostum ve Melik güçleri birleşse bile dış destek olmaksızın başarı sağlanabilir mi? Zor. Peki, destek sağlanabilir mi? O, zor değil. ABD ve Türkiye, bir ölçüde de İran, Afganistan’da barış ve huzurun sağlanması için destek vermeye gönüllü görünüyorlar. Çünkü üçü de Tâliban’a karşılar. Tâliban, ülkede halk desteğini de yitirmiş durumda. Özbekistan ve Türkmenistan da üçlü desteğin karşısında değil, yanında yer alır. Bölge ülkelerinden yalnızca Pakistan, yeni oluşuma destek vermez. Çünkü Pakistan, Afganistan’daki karışıklıklardan en kârlı çıkan denilemese de olası zararlarını donduran tek ülkedir. Bu cümleleri açıklamak için gerilere gitmek gerekir.

1893 yılında, Afganistan ile İngiltere arasında, İngiliz temsilcinin adı ile anılan bir belge imzalandı: Durand - Line Protokolü. Bu protokolle bir miktar Afgan toprağı, 100 yıllığına Hindistan’a verildi. Pakistan, Hindistan’dan ayrılıp bağımsız bir devlet olunca, bu topraklar da Pakistan’a geçti. Süre doldu. Toprakların Afganistan’a geri verilmesi zamanı geldi. Fakat Afganistan’da, bu şartların yerine getirilmesini isteyebilecek güçlü bir hükûmet yok. Hâlihazır durum devam ettiği sürece olamaz da. Tâliban, tek destekçisi Pakistan’ı küstürmemek için konuyu gündeme getirmiyor. İleride de getiremez. Çünkü o güce hiçbir zaman erişemeyecek. Hattâ silinip gidecek. Bu tahminleri gerçekleştirecek sinyaller alınmaya başladı:

1- Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (BMT) Güvenlik Konseyi, Afganistan’a silâh gönderilmesinin durdurulmasını kararlaştırdı. Yakın bir zamanda, gözlemci gönderilip, yasağın uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilecek.

2- Tâliban’ı yalnızlığa itecek kararlar da BMT tarafından uygulamaya konuldu. Bu cümleden olarak Tâliban’ın dış temsilcilikleri kapatılıyor. Pakistan, siyasî temsilcilik dışında işlev üstlenen ülkesindeki ünitelerin tamamını kapattı.

3- Afgan halkı, Tâliban yönetiminden umduklarını bulamadı. Daha da önemlisi artık şikâyet etmeye başladı. Tâliban’ın, şeriat adına yürüttüğü uygulamalar, halkı iyice bezdirmiş durumda..

ŞERİATI BİLEN VAR MI?

Tâliban, şeriat rejimini yerleştirmek amacı ile yönetime geldi. Fakat önce kendileri şeriatın ve de açık ifadesiyle İslâmiyet’in ne olduğunu bilmiyor. Kendilerine destek veren Usame bin Lâdin de... Bilselerdi şiddete başvurmazlardı. Bilmiyorlar. Çünkü Tâliban, İslâmiyet’i ana kaynağından veya dini bilenlerden değil, İngilizlerin Hindistan’da kurduğu Diyubend Medreseleri’nde öğrendiler. Burada İngilizler, İslâmiyet’i değil, İslâmiyet adı altında kendileri lehine sonuçlar doğuracak bilgileri verdiler.

Tâliban kendisine verilen iç ve dış desteklerden mahrum kaldı. Bu sebeple güç kaybına uğradı. Devlet yönetimi boşluk kabul etmez. Tâliban’ın güç kaybetmesiyle oluşan boşluğu mutlaka birileri dolduracaktır. Arzu ve temenni edilir ki bu boşluk, Afgan Türklerinin de içerisinde bulunduğu birleşmiş gruplar tarafından doldurulur.

Neden birleşmiş gruplar? Çünkü hiçbir grup, Afganistan’da tek başına yönetime hâkim olamaz. Türkler de... Çünkü Türkler, bugüne kadar oynadığı roller, karıştığı olaylar sebebiyle devlet olamazlar, ancak devlet olabileceklere katkıda bulunabilirler. Bu katkı olmadan da Afganistan’da güçlü ve kalıcı bir devlet kurulamaz.

Afganistan, bağımsızlığına kavuştuğu günden bu yana, Türkler askerî açıdan hükûmetlerin emrinde oldular. Hükûmete karşı ayaklanan Peştunlar ve Taciklerin üzerine hep Türkler gönderildi. Bu olayların oluşturduğu kırgınlıklar henüz unutulmuş değil. Unutulması için zamana ihtiyaç var.

Afganistan halkı, şeriat gibi tarifî yapılmamış bir sistemle değil, denenmiş, uygulanmış sistemlerle huzur ve güvene kavuşabilir.

ÇÖZÜM FEDERAL SİSTEMDE

Federal yapı kavramının değişik uygulamaları var: Rusya’da muhtar cumhuriyet, Amerika’da eyalet sistemi, Hindistan’da özerk bölge veya Bosna’da olduğu gibi konsey yönetimi... gibi. Veya bunlara benzer bir sistem, Afganistan halkını özlediği huzura kavuşturur.

Bunun için, Afganistan’da bulunan etnik grupların, tâyin ile değil, gerçek bir seçimle belirlenen temsilcilerinin katılımıyla bir kurultay toplanmalı. Çözüm, bu kurultaydan çıkar. Afganistan’da etnik gruplar, yıllar boyu biribirleriyle savaşmışlar. Kırgınlıklar ve düşmanlıklar oluşmuş. Federal sistem içerisinde ve zamanın tedavi edici özellikleriyle düşmanlıklar törpülenir ve unutulur.

Dış müdahaleler, Afganistan’a beklenen huzur, güven ve istikrarı getiremez. Çünkü coğrafî yapı sebebiyle, hiçbir askerî güç, Afganistan’a tam anlamıyla hâkim olamaz. Afganistan halkı, Afganistan’ın tek hâkimidir. Görünürde, Tâliban hâkimiyeti varsa da, söz sahibi, biribirinden bağımsız kişilerdir. Yönetim anarşisinin sebebi de budur. Bu yönetim kargaşasından en az şikâyeti olanlar, Kandahar’lı Peştunlar. Tâliban onları, ülkenin her tarafına yönetici ve komutan olarak gönderiyor. Onların her biri, kendi başına bir lider. Onların ortaklıkta görünmediği dönemlerde ise söz sahibi olanlar, bölge halkından güçlü kişiler. Denilebilir ki Afganistan’ı mesai saatlerinde Tâliban, diğer saatlerde ise sivil halkın güçlü kişileri yönetiyor.

Dış destekten mahrum böyle bir yönetim, ülke halkını da memnun edemediğine göre yıkılmaya mahkûmdur. Kurulacak yeni yönetimin dış destek alıp alamayacağı konusuna gelince: Dünya üzerinde sadece kişiler değil, devletler de güçlüden yana olmayı tercih ederler. Şiî İran, Sünnî Müslüman olan Tâliban’a destek verebildiğine göre, Tâliban dışındaki bir başka gruba.... Şiî’lere de insanca yaşama hakkı tanıyan Özbek-Türk-Türkmen koalisyonuna da pekâlâ destek verebilir.

Afganistan Türkleri bu amaçla yola çıkıyorlar. Dualarımız onlarla...