1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“Adlarımız” Hakkında

N.Tahir Ergün
Adlar, varlıkları tanımamızı sağlayan simge-kelimelerdir. Bu yüzden, canlı veya cansız varlıklara birer ad verilmiştir. Galiba diller de adlar çevresinde oluşmuştur.

Adların, insanların ve toplumların hayatında da büyük yeri ve önemi vardır. Hele insanlar!.. Birbirlerini adları ile çağırırlar, birbirleri ile adlarını söyleyerek tanışırlar ve görüşürler. Birini bir başkasına adları ile tanıtırlar. Kısacası adlar hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Onların etkisi, o adları taşıyanlar öldükten sonra da devam eder. Dünyamızdan ayrılan sevdiklerimizi de adları ile anmayı sürdürürüz. Adları “simge-kelimeler” olarak nitelememiz bundandır.

Hayata “merhaba” diyen yavrularımıza ad konulması telâşı, daha çocuğun doğumundan haftalarca, hattâ aylarca önce başlar. Doğacak çocuğun anne-babası, dedeleri, nineleri, hattâ amca-dayıları, hala-teyzeleri ona uygun düşecek bir ad bulmaya çalışırlar. Düşünülen ad ya bir aile büyüğünün, ya bir millet ünlüsünün, ya da bir din ulusunun. Bazen herhangi bir sebeple ünlenmiş kişilerin adı üzerinde durulur, bazen millî, mahallî adları seçerler, kimi zaman da o sırada moda olan adları! Anne-babaların kendi adlarının heceleri ile oluşturulan veya düşte fısıldanan adlar bile konulabilmektedir. Eskiden, doğacak çocuğun muhtemel cinsiyetine göre bir kız ve bir erkek adı düşünülürdü. Günümüzün teknolojisi doğacak çocukların cinsiyetini, doğ mlarından aylarca önce öğrenmek imkânı verdiği için artık böyle bir çifte zahmete pek gerek kalmadı. Fakat cinsiyeti doğumdan çok önce öğrenebilmenin, doğumun heyecanını büyük ölçüde ortadan kaldırdığı ve ad arama heyecanını da o ölçüde etkilediği söylenebilir.

Öte yandan, ad aramada kullanılabilecek “ansiklopedik” kaynaklar da dilimizde, oldukça azdır. Çoğu da düzensizdir. Bu yüzden ad bulmaya yönelik arayışlar çoklukla zahmetli ve çoğu zaman da başarısız olur. Özellikle doğacak çocuğu için “özel ve güzel” bir ad arayanlar aradıklarını bulamamanın, bulsalar bile o adın anlamının ne olduğunu, o adları daha önceleri kimlerin taşıdığını öğrenmenin zorluğunu çekerler.

Aslında bu cümleyi “çekerlerdi” diye bitirmek daha doğru olur. Çünkü, değerli yazar ve araştırmacı Aydil Erol Adlarımız adlı, hacimli, ansiklopedik eseri ile bu boşluğu doldurmayı, bu konudaki ihtiyaçları gidermeyi başarmış.1 Eserin elimizdeki basımı, üçüncü basım! İlk basımı 1989’da, ikinci basımı 1996’da yayınlanmış; on yıl sonra da üçüncüsü. Bu üç basımın her biri bir öncekine göre daha büyük. Her birinde yer alan adlar çok sayıda arttığı gibi, o adların derlendiği alanlar da genişlemiş. Yani, Adlarımız’ın bu son basımı yalnızca Türkiye’den derlenmiş adları listeleyip açıklamıyor; kapsamını bütün Türk dünyasınca genişletiyor. Eserde yer alan adların yalnızca anlamları verilmekle yetinilmemiş. Varsa o adı taşımış devlet ve millet büyüklerinin, din ulularının, kahramanların, adın ilgili olduğu millî, dinî, tarihî ve tabiî olayların kısa açıklaması veya hatırlatması da yapılıyor. Ayrıca bir ad şiirlerde, şarkılarda veya türkülerde geçmiş ise, onlardan örneklere de yer veriliyor. Kısacası, alfabe sırasında verilen aradığınız bir ad’a ait maddeye baktığınızda, bütün bu bilgileri buluyorsunuz.

Birinci hamur kâğıda çok rahat okunabilen harflerle basılmış olan bu 701 sayfalık dev eser, yalnızca özetlediğimiz bilgileri vermekle kalmıyor. Eserin “Giriş”inde (23-30. as.) adların kökenini sınıflanmış açıklamalardan öğreniyoruz. Bu açıklamalar bize, kişilere konulan veya onların sonradan seçtiği “iğreti ad”ların birçok değişik kökenlerden geldiğini gösteriyor. Başka bir bölümde (31-66), “bazı adların konulma sebepleri” belirtiliyor. Böylece, yüzlerce adın Türk dünyasındaki değişik yurtlarda hangi sebeplerle verilmiş veya verilmekte olduğunu öğreniyoruz. Verilişleri çok değişik ve ilgi çekici sebeplere dayanan bu adlar da alfabe sırasında sunulmuş. İlgi çekici bölümlerden biri de (67-80.), adları “bitişlerine göre” sınıflayıp sunan sayfalar. Kitapda, “ad ile ilgili atasözleri ve deyimler” de küçük bir bölümde sunulmuş (81-54.). 7500’ü aşkın adın sıralanıp açıklandığı bölüm ise A’dan Z’ye uzanan ana metin (85-680.) eserin sonundaki araştırmalar sırasında başvurulan ve yararlanılan, oldukça uzun “kaynaklar” listesi (681-707.), bu dev esere harcanan emeğin başka bir göstergesi!

Ayrıca, eserin yayıncısı olan Turan Kültür Vakfı’nın başkanı sayın Rasim Ekşi’nin “Kimliğimiz ve kişiliğimiz” başlıklı, doyurucu sunuşu, yazar Aydil Erol’un her üç basıma ilişkin “söz başı”ları da üzerlerinde durulmaya değer, güzel çalışmalardır. “Kısaltmalar” cetvelinin, bize göre tek eksiği ise, ana metinde sık sık geçen, “Türkçe” anlamındaki ‘T’ kısaltmasına rastlanmayışı olsa gerek.

Özetlemek gerekirse, sayın araştırmacı Aydil Erol, on yıllarca süren bir emek ve çaba ile çok doyurucu, yararlı bir ‘ansiklopedik’ esere imza atmıştır. Turan Kültür Vakfı da, bu güzel ve değerli eseri yayınlamak yoluyla milletimize çok değerli bir hizmette bulunmuştur. Eserin yazarı ile yayınlayanın, yayın dünyamıza kazandırdıkları bu eser için yürekten kutlarken, kitabın arka kapağındaki bir dileği, aynı zamanda kendi dileğimiz olarak tekrarlamaktan kendimizi alamıyoruz:

“Bir Türk’ün, yavrusuna ad verirken Türkçe tercih etmesinin, kıskançlıkla onları koymasının millî bir görev olduğuna inanıyoruz.”

1- Aydil Erol. Adlarımız: Şarkılarla, Şiirlerle, Türkülerle ve Tarihî Örneklerle. 3. bs. İstanbul: Turan Kültür Vakfı, 1999. 701 s.

Edinilebileceği yer: Turan Kültür Vakfı, Uncular Caddesi, 30/1, Üsküdar 81160 İstanbul. Tlf: 0216- 333 22 98.