1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

30 Ağustos Bayramı “Zafer Günleri”

Nusret Demiral
Son günlerin gündemi 1995 yılından itibaren sıraya sokulan iki erken seçim öncesi gibi gene aceleci hareket içindeki üçüncü erken seçim düşüncesidir. Bu kez göreve erkence talip olanların davulun tokmağı misâli, tokmağın sağ elde mi, sol elde mi tutulacakları sorusudur. Yoksa tokmak iki el ile mi tutulacaktır?

Akıllardaki kadarıyla tokmak önce sol, sonra sağ ile tutulsa da yönetimde beceri sağlanmamış olmasıdır? Son seçimde üç el misâli üç ayrı siyasî partinin çoğunluğu oluşturarak yönetimi üstlenmiş olmaları bile vaatlerini yerine getirmeye yetmemiştir.

Büyük meclisimizde yapılan yeminlerin özverisi olan devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruyucu, kollayıcı ve de sürdürücü sözler dahi beceri ortamı sağlayamamıştır.

Hükûmet edenlerde sol grup liderinin sürekli hastalığı, parti yandaşları arasındaki fikir ayrılıkları, sol siyasî kanat temsilcisi bu siyasî partide bölünmeyi gerçekleştirmiştir. 1970 yıllarında olduğu gibi bu rahatsızlık ve görevde kalma ısrarı parti liderini bir kesim yandaşıyla yalnızlığa itmiştir.

Sağ gruptaki diğer bir pa arti liderinin de hükûmet ortağı olarak kendisini millet adına hareketle AB topluluğuna girme girişimlerinde tavizkâr tutum içinde çalışmalar yapması, partisi ve millet içinde olumsuzluklara götürmüştür. Bu siyasî partide bile bölünmeler beklenmektedir.

Hükûmet dışı olan gruplar içinde de bölünmeler başlamıştır. Örneğin, sağ gruptaki bir başka dinci kesim sola özenircesine önce bölünmüş, sonra da değiştik diyenlerin değişmeyen yandaşlarının karşısına gösteri yaparcasına dikilme eylemine giriştikleri görülmüştür.

Hâl böyle olunca günümüzde yeni oluşumcular adı ile bir başka rüzgâr esmeye ve gündemi doldurmaya başlamıştır.

Bizler gelişmelerin olumsuz etkisinden uzak kalarak, 1995 yılından sonra başlattığımız çalışmalarımızda, ulusumuz için demokrasiyi olgunlaştıracak tarihî geçmişteki bilgiler ile kendimizi bilinçlendirmeye yönlendirdik.

Sonuçta öyle bir kanıya ulaştık ki; artık Türk ulusunun kendine has örf, âdet, gelenek ve göreneklerini içeren bir demokrasinin yurdumuz insanını olgunlaştıracağını öğrendik. Cesaretle “ULUSAL DEMOKRASİ HAREKETİNİ” başlatıp, ATATÜRK’ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda onun devlet, ekonomi ve devletlerarası düşüncelerini kendimize yol çizgisi olarak seçtik.

Öyle ki örfümüz, âdetimiz, gelenek ve göreneklerimiz ile Atatürk ilke ve inkılâpları çerçevesinde, Türk olarak “Türk ulusuna yakışan demokrasi düşüncesine” kendimizi inandırdık.

Şimdi bizler soruyoruz? Yeni oluşum içindekiler, hangi çerçeve ile kendilerini olgunlaştırdıkları iddiasıyla ortaya çıkacaklar? Dahası geçmişte, hattâ yakın günlerde yaptıkları hataları silebilecekler mi? Yoksa gene eskideki eylemleri gibi kopyacılıkla bir iş mi başlatmaya, halkımızı yeni buluşlar içinde türettikleri yeni ve yanlış eylemler ile mi kandırmaya çalışacaklardır? Yoksa her iki kesimdeki siyasîler, demokrasi yaşamında halkımızın istemleri gibi devletimizin üniter yapısını bozmadan, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruyucu, kollayıcı ve sürekliliğini sağlayıcı bilinç ve düşünce içinde mi olmaya çalışacaklar? Elbet zaman bunu gösterecektir.

Ne dinci ne bölücü eylemciler, millet tarafından iş başına hiç çağrılmamış, gene de çağrılmayacağına göre, günümüzdeki bu yanlış ve huzuru bozacak düşünce içinde ne sağ ve sol kesimdeki siyasîlerin başarıya ulaşmaları mümkün değildir. Yenilendik diyenler, yanlış olmayan ve huzuru getirecek düşünceleri ile milletin güvenini ve itibarını kazanarak iş başı yapacaklarında ısrarlı olmalıdırlar. Millete söz vermelidirler ki; Türk milleti onlara bir şans daha tanımayı düşünsün.

Türk milleti tarihî geçmişi ile örnek alınan bir millettir. Uygarlık, milletimizin öz geçmişinde vardır. Uluslararası arena, milletimizi yeni tehlikeler ve tuzaklar içine çekme uğraşı içindedir. Yönetime talip olanlar yurt içinde ve dışında oluşan ve oluşacak bu tür tehlikeleri önlemek için Türk milletinin tarihî geçmişini bilerek programlarını ona göre hazırlamaya koyulmalıdırlar. O zaman Türk milleti onların yanında olacaktır.

İşte böyle bir tutumla geliştirdiğimiz, geliştirmeye çalıştığımız, “Ulusal Demokrasi Hareketinin” çizgisidir. Politikada verilen önemli ve faydalı sözler tutulmalıdır. Yerine getirici eylemler sergilenmelidir ki, millet verdiği oy için pişmanlık duymasın.