1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

2007’DEN 2008’E TÜRKİYE EKONOMİSİ

Oğuz Çetinoğlu
OĞUZ ÇETİNOĞLU

ocetinoglu@ttmail.com

Türkiye ekonomisi, kırılgan bir yapıya sâhip. Hemen belirtilmeli: Kırılganlık 2000’li yıllar öncesindeki hassasiyette değil. O dönemde, sokağın bir ucunda kedi miyavlasa, döviz kurlarında, faiz oranlarında, borsa endekslerinde ânî sarsıntılar yaşanırdı. Şimdiki durumu için; ‘Eskiye göre daha bir dayanıklı.’ Denilebilir. Olumlu gibi görünen bu gelişme, son derece olumsuz bir olguya dayanıyor: Sıcak para.

Bankalar ve üretim-istihdam-ihracat konularında ağırlığı bulunan belli-başlı kuruluşlar yabancı sermâyeye teslim edildikten sonra iç olaylar ekonomiyi daha az etkiliyor. Bu sebeple 22 Temmuz 2007 tarihindeki milletvekili genel seçimleri ve 21 Ekim 2007 tarihindeki Anayasa referandumunun olumsuz etkileri ancak Aralık ayına ait ekonomi göstergelerine hafifçe yansıdı.

2007 yılına ait enflasyonun, tahmin edilen oranın 2 katını aşmasına rağmen tek rakamla ifâde edilebilir olması, 2007’nin az sarsıntılı kapanmasını sağladı. Ancak 2008’le birlikte gelen elektrik zamları ve vergi artışları ile dünyadaki fiyat artışları sebebiyle kaçınılmaz olduğu söylenerek alt yapısı hazırlanan petrol zamlarıyla frenlenemez gelişmelerin yaşanacağı muhakkaktır.

2007 yılında yıllık enflasyon % 8.4 oldu. Hedef tutturulamadı. Bu durum, para politikamızda aksaklıklar olduğunun açık göstergesidir.

Peki para politikamızda iyileştirme çalışmaları gündemde mi ?

Değil.

O halde 2008’de can sıkıcı hatta can yakıcı sürprizler beklenebilir.

Türkiye 2007’de yıllık ihracatı 100 milyar doları aşan 34 ülke arasına girdi. Sevinç gösterilerine başlamadan önce; ABD gibi ihracatı 1 trilyon 126 milyar dolar olan ülkelere değil, Belçika’ya ve İspanya’ya bakalım. Birincisinin ihracatı 367 milyar dolar, ikincisinin 213 milyar dolar.

Bir önceki yıla nazaran ihracatımız % 30.4, ithalatımız % 28.8 arttı. İhracattaki artışa bakıp dış ticarette başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz. Çünkü dış ticarette başarının kıstası, dış ticaret açığıdır. Açık küçülmedi, büyüdü. Evet, ihracatımızda artış var. Fakat bu artış, düşük kurla yapılan ithalâtın sonucudur.

Cârî açık rakamları da yüz güldürmüyor. Devamlı olarak yeniden tahmin edilmiş olmasına rağmen en son belirlenen rakam da aşılıp 50 milyar dolar civârında cârî açığımız oldu. Açığın, 2008 yılında 45 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor. Bu rakamın en az 70 milyar dolar olarak gerçekleşmesi mümkündür.

Cârî açıklar, finanse edilebildiği müddetçe ekonomide depremler yaşanmaz. Finansman, gelecek günler ve imkânlar ipotek edilerek sağlanıyorsa, ‘deprem yaşamadık, yaşamıyoruz…’ Diye sevinemeyiz.

Para politikalarına dayalı ekonomi yönetimlerinde enflasyonu artırarak istikrar aranması, sıkça uygulanan kolay bir yöntemdir. Kolay olduğu ölçüde tehlikeli…

Bir başka kolay yöntem de devalüasyondur. Türkiye tarih boyunca bu iki yöntemi deneyerek günü kurtardı. Ekonomik istikrar da siyâsî istikrar da hep karşı dağın ardında kaldı.

2007 yılının en çarpıcı özelliği; sıcak paranın rekor sağladığı yıl oluşudur. Çark böyle devam edecek gibi. Bunun batılılar ve batıcılar tarafından konulmuş fiyakalı bir adı var: ‘Sürdürülebilir borç dinamiği.’ Biz biliyoruz: Batı da biliyor. Türkiye, sürdürülebilir borç dinamiği yüksek bir ülke. Bu sebeple borç verenlerin hiç endişesi yok.

Bu kanaate nasıl varıldığı sorulursa, hesap ortada: Geçen yılın tamamında 817 gün olan borçlanmanın vâdesi, 1022 güne çıktı. Borç miktarı da devamlı olarak artıyor. Borcumuzu ödeyeceğimizden endişesi olanlar hem yeni borç verip hem de vâdeyi uzatırlar mı ?

2007 yılında mâlî disiplin bozuldu. Gelir ve harcama hedeflerinde yaşanan sapmalar sebebiyle % 6.5’lik faiz dışı fazla hedefi tutmadı. Bütçe açık verdi, Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme sert bir fren yaptı. İşsizlik arttı, enflasyon arttı.

2007, güneşin hâli-vakti yerinde olanları ısıttığı, yağmurun-soğuğun fakir olanları ıslatıp üşüttüğü bir yıl oldu.

Açlık sınırı 2007’de 2006’ya nazaran % 10 Arttı. Asgari ücretteki artış ise % 6.98. Demek ki açlık sınırının altında kalanların sayısı artıyor. 2008’de azalacak mı ? Açlıktan ölenler olursa, Evet!

Biz, ‘Ağlayanı bile bahtiyar insanlarız.’ Bizde açlıktan ölen olmaz.

* * *

Ekonomide kalıcı iyileşmenin üretmek ve verimlilik prensiplerine dayandığını herkes biliyor. Biliyor da… sonuçtan ümitsiz olunması sebebiyle kimse uygulamaya cesâret edemiyor.

Buraya kadar yazılanları özetlemek gerekirse: 2008 yılını en az 2007’nin olumsuzlukları çerçevesinde kapatabilmemiz için; enflasyon artışının önlenmesi ve üretimde verimliliğin sağlanması gerekiyor.

Bu işler bu kadar basit.

Basit olmasına basit de başarı için noksanımız var: Mâhir bir yönetim kadrosu.

Bu bilgilerin ışığında 2008 yılı için şunlar söylenebilir:

Yeni yıl belirsizliklerle başladı, öylece devam eder. Her şey belirsiz değil. Net olarak yaşanacak gelişmeler şimdiden açıkça görülüyor: 2007 yılında sıcak parayı kazandırdık, 2008’de devam eder. Çünkü gidişatın yakın zamanda değişme imkân ve ihtimali yok, değiştirmeye çalışan da…

2008 yılında mevcudunu koruyabilen başarılı olacak. En yüksek kazancı yine sermâye piyasaları verecek. Risk üstlenebilenler daha kârlı çıkabilir. Bu demektir ki parası çok olanlar çok kazanacak. Bu da demektir ki, fakir, daha fakir olacak. Çünkü fakirin risk üstlenecek imkânı yok. Dolayısıyla kazanma imkân ve ihtimali de…

Ekonomi alanındaki büyüme hızımız, 2008 yılında da devam eder. Çünkü o konu, yurt dışından gelecek sıcak paraya bağlandı. Devletçe sağlanan şartlar devam ettiği sürece, sıcak para akışı da devam eder. Akışın artması isteniliyorsa, bir miktar daha tâviz verilir. Biz buna alıştık. Hatta; ‘Tâviz verme bağımlısı olduk.’ Bile denilebilir.

2007 yılı, 2000’li yılların başlarında konulan kurallara uygun olarak seyretti.

- Neydi o kural ?

- Bütün gücünle çalış, borcunu öde. Ödeyemezsen şirketlerini, gayri menkullerini ucuz-pahalı demeden sat.

2008 yılı için yapılacak en net tahmin, bu kuralın işlemeye devam edeceği üzerinedir.

- Peki sonra ?

Bu soruya ancak Karadenizlinin yaptığı gibi, başka bir soru ile karşılık verilebilir:

- Sonrasını düşünen kaldı mı ?