1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

2002 Yarışmamızın 1.ncisi

Yusuf Ziya Tanrıverdi
EĞİTİM, ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanda yaşanan hızlı gelişme ve değişmelerden azamî faydayı sağlamak ve bunlarda meydana gelebilecek olumsuzlukları asgariye indirebilmek için kullanabilecekleri en önemli araçlardan biridir. Bunun farkında olan toplumlar, bazen aşırıya da kaçarak, her sorunun temelinde eğitim eksikliği veya yanlışlığı arar hâle gelmektedir. Bu durum, eğitime olan inancı giderek güçlendirirken eğitimden beklentileri de yükseltmektedir.

Toplumun beklentilerini karşılayabilmesi için öncelikle eğitimin kendisinin, değişme ve gelişmelere uyum sağlaması gerekmektedir. Aksi hâlde eğitim, gelişmelerin önündeki en büyük engel hâline dönüşür. Türkiye ile birlikte birçok ülke bu sorunu yaşamaktadır.

Eğitimin amacına, öğrenmenin doğasına, bilimsel bilginin değerine, okulların yapı ve işleyişine ilişkin ortaya çıkan yeni paradigmalar, eğitimin çağa göre yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Türkiye, eğitim sistemini bilgi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden yapılandırmak için öncelikle eğitimin çağdaş bir yorumunu yapmak zorundadır.

Eğitimin konusu insandır. Bu sebeple insanı anlamak ve insan-toplum ilişkilerinde meydana gelen gelişmeleri doğru yorumlayarak geleceğe ilişkin tahminlerde bulunmak, sağlıklı bir eğitim yapısı oluşturulmasının ön şartıdır.

İnsan, toplum içerisinde yaşar. İnsanın topluma olduğu kadar toplumun da insana karşı sorumlulukları bulunmaktadır. Bu sorumlulukların sağlıklı bir yapıda oluşmasında faydalanılacak en önemli araçlardan biri de eğitimdir.

Cumhuriyet hükûmetleri, eğitimi kullanmanın temel araçlarından biri olarak benimsemişler, bu alanda gelişmelerin sağlanabilmesi için küçümsenmeyecek gayret göstermişler ve kaynak ayırmışlardır. Son 78 yılın istatistikleri incelendiğinde, eğitimde önemli mesafelerin alındığı görülmektedir. Ancak bulunulan noktadan hiç kimsenin memnun olmadığı da bir gerçektir. Eğitimdeki temel göstergeler açısından Türkiye, alt orta gelirli ülkeler ortalamasının bir hayli ge erisinde kalmaktadır.

Türk millî eğitiminde tartışılan sorunlar ile tartışılması gereken sorunlar arasındaki fark dikkat çekmektedir. Bu farklılığın, zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarıtldığı 1997 yılı yazında en yüksek düzeye ulaştığı söylenebilir. Zorunlu eğitim süresinin uzatılması gibi son derece önemli ve farklı boyutları bulunan bir konunun sadece “İmam Hatip Ortaokulları” ekseninde ve sağlıklı olmayan verilere dayanılarak tartışılması, Türk millî eğitimine büyük zarar vermiştir. Zorunlu eğitim unutulmuş; sadece imam hatip ortaokullarının kapatılıp kapatılmaması tartışılmıştır. Eğitimin aşırı ölçüde politize edilmesine de sebep olan bu yanlışlığın sonucu olarak, sekiz yıllık zorunlu eğitim uygulamalarında önemli eksiklikler bulunmakta ve ciddî sorunlar yaşanmaktadır. Eğer konu sağlıklı şekilde tartışılabilseydi, uygulamalardaki sorunlar önemli ölçüde azalabilecekti.

Türk millî eğitiminin, ihtirasları yeteneklerinden büyük, bir avuç muhterisin elinden kurtarılması için ciddî çabalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Sorunların gerçek boyutlarıyla ortaya çıkartılıp öncelik sırasına konulması, uygun çözümler geliştirilmesinin ön şartıdır. Günümüzde yaşanan gelişme ve değişmeler, sorunların ileriye yönelik bir perspektif ve sistem bütünlüğü içerisinde belirlenmesi gereğini ortaya çıkarmıştır.

Eğitim, sonuçları uzun zamanda alınabilen bir hizmet alanıdır.

Eğitim, bir amaç değil, araçtır. Bu sebeple eğitim sisteminin hem kendi, hem de hizmet edeceği ekonomik, sosyal, kültürel ve politik sistemlerle uyumlu olması gerekmektedir.

Eğitimin amaçlarının belirlenmesinde ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik yapıları ile gelecekten beklentileri önemli rol oynamaktadır. Eğitimin “Millî” olma gerekliliği de bunlardan kaynaklanmaktadır.

Eğitimin sosyal, siyasî ve ekonomik olmak üzere üç temel fonksiyonu bulunmaktadır. Eğitimin amaçlarının bu üç temel fonksiyon arasında sağlıklı dengeler kurması önem taşımaktadır.

Totaliter ülkeler, eğitimin siyasî fonksiyonuna büyük ağırlık vermektedirler.

Demokratik ülkelerde, eğitimin sözü edilen üç temel fonksiyonundan herhangi birine, diğerinden daha fazla önem verilmemektedir. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 2’inci maddesinde, Türk millî eğitiminin genel amacının da aynı yaklaşımla hazırlandığı söylenebilir. Sözü edilen madde şöyledir:

“Türk millî eğitiminin genel amacı; Türk milletinin bütün fertlerini;

1- Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve anayasada ifadesi bulunan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, mânevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2- Beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek,

3- İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

Böylece, bir yandan Türk vatandaşlarının ve toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan millî birlik ve bütünlük içinde iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı seçkin bir ortağı yapmaktır”.

Türk millî eğitiminin amacına ilişkin kanun maddesi incelendiğinde; eğitimin, birinci fıkrada siyasî, ikinci fıkrada sosyal ve üçüncü fıkrada ise ekonomik fonksiyonunun ele alındığı görülmektedir.

Ayrıca, genel amacın tek madde hâlinde ifade edilmesi de yeterli görülmemektedir. Genel amacı şekillendiren felsefenin diğer maddelere de ayrıntılarıyla yansıtılması gerekmektedir. Özetle, kapsamlı bir millî eğitim temel kanununa ihtiyaç olduğu söylenebilir.

Yazı Yarışması 1.si

Yusuf Ziya TANRIVERDİ

1956 yılında Ankara ili Polatlı ilçesinde dünyaya geldim. 1962 yılında Namık Kemal İlkokulu’nda öğrenimime başladım. İkinci dönemden itibaren babamın memuriyeti sebebiyle İshaklı İlkolulu’na devam ettim. İlköğrenimimi Afyon ili Sultandağı Ortaokulu’nda 1970 yılında bitirdim. Gökçeada Atatürk İlköğretim Okulu’nu kazandım ve 5 yıl parasız olarak okudum.

1975 yılında öğretmenlik hayatına başladım. 1975-1977 yılları arasında Erzincan ili Çayırlı ilçesi Ortaköy Köyü İlkolu’nda sınıf öğretmenliği yaptım. 1977-1982 yılları arasında Ankara ili Delice ilçesi Halitli Köyü İlkokulu’nda çalıştım. 1982 yılında İstanbul ili Kartal ilçesi Arçelik İlkokulu’na tayin oldum. Pendik ilçe olunca okulumuzun ismi Pendik Yunus Emre İlköğretim Okulu olarak değişti.

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Eğitim önlisans Programını 1988 yılında tamamladım. Aynı okulda müdür yardımcılığı yaptım. Hâlen okul müdürüyüm. 27 yıldır eğitim camiası içindeyim.

Evli olup, 2 erkek ve 3 kız çocuğu babasıyım. Eşim ev hanımıdır. İngilizce ve Tatarca bilmekteyim.

1970 yılından itibaren öğrenci, öğretmen dernekleri, vakıf ve sendika gibi sivil toplum kuruluşları yöneticiliklerinde bulundum.

“Türk Eğitim-Sen İstanbul Şubesi Teşkilâtlandırma Sekreterliği” görevinde bulundum. 1996 yılında “Türk Eğitim-Sen Tuzla Şubesi”nin kuruluşundan itibaren şube başkanlığı görevine devam etmekteyim.

1997-1998 öğretim yılında T.C. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Lisans Tamamlama Programı’na katıldım ve 04 Ekim 1999 tarihinde mezun oldum.

Eğitimin konusu insandır. Bu sebeple insanı anlamak ve insan-toplum ilişkilerinde meydana gelen gelişmeleri doğru yorumlayarak geleceğe ilişkin tahminlerde bulunmak, sağlıklı bir eğitim yapısı oluşturulmasının ön şartıdır.