1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

1918’de Erzincan, 2003’te Mardin

Turgay Tüfekçioğlu
ABD’nin Irak merkezli saldırısı 20 Mart 2003’te başladı. Önümüzde bizi de içine alacak bölgesel büyük değişikliklere gebe günleri yaşayacağız. Bu durumda milletimizin içinde bulunduğu kültürel, sosyal, ekonomik, psikolojik ve askerî yapısına topluca ve eleştiren bir gözle bakmalıyız. Böylesi zamanlarda millî bünyede olan eksiklikler açıkca tartışılmalı ve en kısa zamanda düzeltilmelidir. Kaleyi savunmak için surda gedik olmamalıdır.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kahraman ordusunun önemli bir birimi olan Harita Genel Müdürlüğü’nün cumhuriyet sonrası yeniden kuruluşunda büyük emeği olan Emekli Harita Mühendis Albayı Sayın Ziyaettin SOYDAN’dır. Ziya Albay, Şubat 2003’te Ankara’da yaptığımız bayram ziyaretimiz sırasında bana ve babama çok önemli bir hâtırasını anlattı: Önemsediğim bu hâtırasını sizlerle de paylaşmak istiyorum: Ziya Albay o gün bir ara bana dönüp “Evlât, Kurtuluş Savaşı öncesi milletçe açtık aç!!! Sana ne kadar aç olduğumuzu 85 yıl öncesi yaşadığım bir olayla anlatayım” dedi :

“1909’da Erzincan’da doğdum, babam bakkaldı ve Faruk dedem de zahire ticareti yapardı. Varlıklı bir aile olmamıza rağmen, bizler dahil bütün Erzincan halkı açtık, tarlalarımızda çalıştıracak hayvanlarımız olmadığından tarlalarımız bomboştu, süremiyor, ekemiyorduk. Çünkü savaşın başında at ve eşekler orduya verilmiş, diğer hayvanlar da savaş boyunca kesilip yenmişti.

1918’de Birinci Dünya Savaşı’nın bitişiyle ordugâh merkezi olan Erzincan’a İstanbul’dan ordunun dağıtılması emri geldi. Faruk dedem ile ordunun sattığı eşek veya atlardan almak için ordugâha gittik. Dedemin parası 3 eşek almaya yetti, zayıflıktan bir deri bir kemik olan üç eşeği çeke çeke evin önüne getirdiğimizde yorgunluktan hayvanlar yere yığılıp kaldılar. Mahalleli hem en oraya hayvanların başına toplandı. Dedeme bu hayvanlardan size bir hayır gelmez, bari bize verin de yiyelim hepimiz açız dediler. Dedem de önce bana baktı sonra kalabalığa dönerek, bari size yarasın diye eşekleri mahalleliye bıraktı. Sonrası tam bir içler acısıydı. 3 hayvan hemen orada kesilip paylaşıldı, hayvanların kolunu, bacağını kapan mahalleli hızla evine koşuyordu; çünkü evde çoluk çocuk açtı aç!!! Açlıktan sokakta ölen insanlar vardı. Sonra ne mi oldu dersen, 1919’da Erzincan’a Mustafa Kemal geldi, onun önderliğinde tek ruh tek bilek olundu, millet bir defa daha kendi tarihine yakışanı yaptı, yiğitçe şavaştı, sonunda da Türkiye Cumhuriyeti’ni tam bağımsızlıktan hiçbir ödün vermeden kurdu.”

Ziya Albayın bu anlattıkları Türk milletinin 85 yıl önce Kurtuluş Savaşı öncesi neler yaşadığını, neler çektiğini sadece hatırlatan bir olay değil, bu milleti tanımayanlar için duyduklarında kulaklarının dibinde patlayan bombadır. Bu ve bunun gibi mânevî ses bombaları, Türk milletini bilmeyenlere, unutanlara en iyi hatırlatma olacaktır.

1918’in o zor şartlarında Türk milletinin bu toprakları düşmana çiğnetilmedi, milletin başı eğdirilmedi, bağımsızlıktan ödün verilmedi. 2003 Türkiyesinde bugün Türk milletine kefen biçenler bunu çok iyi değerlendirsinler.

Sayın Mustafa YILDIRIM Beyin son siyasî gelişmeler karşısında 9 maddede özetlediği millî duruşuna ben de katılıyor ve Türk milletinin desteğine ve bilgisine bir kez daha sunuyorum.

“Türkiye Cumhuriyeti işgalciyle ortak olamaz!

İster “hediye”, ister “kurdeleli paket”, ister “hiybe”, ister “yardım”, ister “destek”, ister “ortak güvenlik”, ister “uzun vadeli stratejik çıkar”, ister “petrol çıkarı” ve her ne kılıf içinde olursa olsun:

1- Türkiye Cumhuriyeti Orta Doğu'nun ya da başka bir bölgenin, ülkenin emperyalistlerce işgal edilmesine ortak olmamalıdır!

2- Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal çıkarlarının korunması, emperyalist işgale ortak olmakla sağlanamaz.

3- Türkiye Cumhuriyeti, ulusal devletlerin içten parçalanarak mezhep, aşiret, cemaat, etnik esasa dayalı federasyonlara dönüştürülmesine ortak olamaz.

4- Türkiye Cumhuriyeti, yurtdaşlarının özellikle yabancı askerlerle toprak ve bina kiralama anlaşmaları yapmalarına izin veremez.

5- Türkiye Cumhuriyeti, güvenliğine ve geleceğine özen göstermek zorunda olduğu bir dönemde yabancı elçiliklerin, kentlerde kapalı toplantılar düzenlenmesine, bu toplantılarda bir başka devlete karşı açılacak savaş konusunda görüşmeler yapmasına izin veremez!

6- Türkiye Cumhuriyeti, kendisine askerî bir tehditte bulunmayan bir ülkede tarihî ilişkilerini bir yana bırakarak kan dökücülerin yanında yer alamaz, topraklarını bu amaçla kullandıramaz.

7- Türkiye Cumhuriyeti, kendisine yönelecek saldırıları önlemek için işgalci güçlere değil, kendi ulusunun kararlılığına ve gücüne yaslanır.

8- Türkiye Cumhuriyeti, ulusunu yabancı güçlerin para ve silâh gücü karşısında ruhsal olarak ezdirmez, başka ülkelerde aşağılanmasına, para karşılığında kullanılır duruma düşürülmesine asla izin vermez ve böyle bir tutumun Türk ulusunu tarihten silmekle sonuçlanacağını bilir!

9- Türkiye Cumhuriyeti, tutumunu, başka devletlerin alacağı kararlara değil, kuruluş ilkelerine, tarih bilincine, onuruna, gururuna bağlar.”

Son siyasî gelişmelerin dönüm noktası, iyi bilelim ki, 6 Şubat 2003’te verilen tezkereden sonra TBMM başkanının haberi bile olmadan gizlice verildiğini öğrendiğimiz 8 Şubat 2003 tarihli “Gizli Mutabakat”tır. Bu gizli mutabakatı gazetelerden (Cumhuriyet 10.03.2003) okuyunca kanımız dondu. TBMM verdiği tezkerede müsaade İskenderun, İncirlik, Taşucu limanları ve bazı hava alanlarının modernizasyonu ile sınırlı iken gizlice yapılan mutabakatta Mardin, Kızıltepe, Nusaybin ve Oyalı arasındaki 1.200 km2 vatan toprağının ABD ordusunun doğrudan kullanımına verildiğini öğreniyoruz. Ve ne yazıktır ki, Mardin şehir merkezi dahil söz konusu bu bölgede bir kısım insanlarımızın ki, içlerinden bazıları hâlen TBMM üyeleri de olmak üzere, bu bölgedeki mülklerini, fabrikalarını, depolarını, dükkânlarını, tarlalarını ABD ordusuna $ karşılığı kiraladıklarını üzülerek öğreniyoruz. ABD’nin bazı askerleri devletimizin bazı genel müdürlükleriyle doğrudan kira görüşmesi ve pazarlığı yapmaktadır. Bu vahim bir suçtur, bu gibi suçların zaman aşımı olmaz. Millî hafıza unutmaz ve affetmez.

Bizler bu gelişmelere karşı duruşumuzu anayasamızın ruhundan ve milletimizin tarihinden almaktayız. Son gelişmelerle bir bakıma cumhuriyetimizin üniter yapısı yıkılıp bölgede federasyona giden yolda, milletimize dolar karşılığı bilet kesilmek istenmektedir.

Bu yazının başındaki Erzincan olayının kahramanları Türk milletinin ana yapısını gösterir. Bu millet aç, yoksul, silâhsız bırakılabilir, ama onursuz ASLA. Türk milliyetçisinin bir görevi de bu gerçeği unutanlara hatırlatmaktır. Gerektiğinde gereken yerde, gerektiği şekilde ve zamanda.

Bunun için gerekli görev emri ise cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından verilmiştir, emrin bazı satırlarını hatırlayalım ve hatırlatalım.

EY TÜRK GENÇLİĞİ!

BİR GÜN İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ MÜDAFAA MECBURİYETİNE DÜŞERSEN ......

VAZİFEN; TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR!

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.