1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

10.Türk Kurultayı, Türk Milliyetçilerinin Kurultayı Değildir...

Orhan Tat
Özellikle son zamanlarda büyük devletlerin dış politikalarındaki sağlam ve devamlı çizgileri Türk dış politikasında görmek maalesef pek mümkün olmamaktadır. Türk dış politikasının en önemli konularının sadece birer iç politika malzemesi olarak görülmesi bu manada artık Türkiye’de sıradanlaşan birer hadise haline gelmiştir. Örneğin; son günlerde Türk cumhuriyetleri ve genelde dış Türkler konusunda yaşanan gelişmeler takip edildiğinde maalesef bu konunun da iç politikaya malzeme yapıldığı görülmektedir. Türkiye’nin en temel dış politika önceliği olması gereken bir konunun iç siyaset çekişmesi ve birer “oy kapma” malzemesi yapılması dış politikadaki “politikasızlığımızı” ortaya koyacak acı bir hadisedir.

Büyük önder Atatürk’ün büyük gayret ve işaretine rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti, o günlerin şartları gereği eski Osmanlı misyonuna ve Türk hinterlandına kayıtsız kalmıştır. Bu durum 1. ve 2. Dünya savaşları döneminde, o günün şartları içerisinde pek fazla yadırganmamıştı. Ancak soğuk savaşın bitmesi ve ardından da Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanması sonrasında bu ilgisizliğin önce heyecan ve ardından da iktidarların siyasal yaklaşımlarına göre değişen birer politika seçeneği halini alması Türkiye’nin Türk dünyası politikasının kısırlaşmasına sebep olmuştur.

Türklük “Türkiyelilik”, millet “halklar”, milli mensubiyet “anayasal vatandaşlık” gibi kavramların tartışılmasının üzerinden fazla bir zaman geçmeden 18-20 Eylül 2006 tarihinde Antalya’da yapılan 10. Türk Dünyası Kurultayı ilk kez Türk Dünyasının iç politikaya bu kadar açıktan kurban verildiği bir olay olarak tarihe geçmiştir. Sayın RTE ‘ye Türk Dünyası Kurultayı öncesinde yaşanan bazı hadiseler ve tüm dünyada yaşatılan dışlanmışlık bütün seçeneklerin tükendiğini ve geriye bir tek “ Türk dünyasının” iç politika malzemesi olarak kaldığını gösterir ilk işaretlerdir. Eylül ayı mevcut hükümetin Türk dünyasına yönelik bir dizi girişimine sahne olmuş ve bu gayrete en belirgin işaret Söğüt’te Ertuğrul Gazi’yi anma törenlerinde verilmiştir.

Dış politikada, özellikle Irak ve Kıbrıs konularında bütün kırmızı çizgileri yok eden iktidar sahiplerinin önce AB ve ardından da Amerika ile olan tüccar edalı ilişkilerinin zora girmesi sonrasında, iç politikada sıkışması uzun süredir unutulan bir dış politika önceliğinin yeniden hatırlanmasına sebep olmuştur. Önümüzdeki yılın seçim yılı olması sn. RTE ‘ı iki nedenden ötürü dış Türkler konusunu iç politika malzemesi yapmaya itmiştir. Birincisi, seçmenin, özellikle genç nüfusun sahip olduğu milliyetçi oyları ile stratejik önem kazanması, ikincisi, yapılan kamuoyu araştırmalarında Türk Milliyetçilerinin MHP genel başkanı Sn.Devlet Bahçeli’ye tepkili olmalarından kaynaklanan arayışı Türk iç politikasında dış Türkler temasını ön plana çıkarmıştır. Bunu anlamak için kurultayın katılımcılarına ve içeriğine bakmak yeterlidir. Bu organizasyonda, büyük devlet olmanın gereği olarak değil ama; iç politik gerekçelerle yeniden hatırlanan Türk dünyası coğrafyasında bugün oynanan küresel oyundan bile haberdar olunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Diğer açıdan bakıldığında ise, parti programında “Türk” kelimesine yer vermeyen, genel başkanının “Türk’üm” kelimesini ağzına alamadığı, muasır medeniyet seviyesine ulaşmada Türk Milliyetçiliğini büyük engel kabul eden AKP, daha önce yapılan Türk Dünyası kurultaylarının hiçbirisi birilerinin himayesinde (Başbuğ Alparslan Türkeş’in proje sahibi ve organizatörü olduğu dönemlerde bile kendisine yada başkasına himaye vermezken) yapılmamışken, bu kurultayın tanıtımını “Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde yapılmaktadır” şeklinde vermesi iç politika tıkanmışlığını, kendi parti kırmızı çizgilerini bile yok ederek aşmaya çalıştığı açıkça görülmektedir.

Bu kurultay, bir iç politika malzemesi olması yanında Türk Dünyasının Kurultay amacına, ülküsüne büyük dinamitlerin konulduğu bir kurultay olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti en üst düzeyden bu çalışmaları takip etmektedir denmesine rağmen Türk Dış İşleri Bakanlığı kurultayı takip etmemiştir. Bu tutum, Türkiye Cumhuriyeti 59. hükümetinin kurultaya verdiği önemin göstergesidir. Türk Milliyetçiliğinin temsilcileri bu kurultaya taşınamamıştır, böylece bir parti organizasyonu havasına sokulmuştur. Önemi ve ciddiyeti konusunda soru işaretleri oluşmasına sebep olmuştur. Zaten hepsi Türk olan devletler arasında bir birlik hedefi olan oluşumun önüne “Türkçe Konuşan Devletler Topluluğu oluşturma” fikrini atmakla, baştan beri açıkça bilinen Turan ülküsünden uzaklaştırıp sömürgecilerin yaptıklarını taklit etmeye çalışan topluluk haline getirilmeye çalışılmıştır ki, işte büyük bomba budur.

Kısacası bu kurultayın, Türk Milliyetçilerince “Türk Dünyası Kurultayı” olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Eğer bu kurultay bir iç politika malzemesi olmaktan çıkarılıp, gerçek bir Türk Dünyası Kurultayı olsaydı;

- Türkçe konuşan ülkeler birliği değil Türk Devletleri Birliği yada Birleşik Türk Devletleri

istenirdi.

- Ekonomik, kültürel, siyasi birliğin temelleri atılır, programları yapılırdı,

- Kurultay salonundan “Türk bayrağı” ve “Bozkurt amblemi” kaldırılmaya çalışılmazdı.

- Adaletten, düzenden uzaklaşan Dünyaya düzen ve adalet getirmesi için Türk Dünyasının

tanımlaması ve etkinliği anlatılırdı. Yeni dünya düzeninde Türk Birliğinin öneminden belirtilirdi.

- Çökmekte olan kokuşmuş kapitalist düzenin Türk devletlerine taşınması, monte

edilmesi ve katkı sağlanması yerine özgün alternatif Türk Dünyası yönetim modelleri belirlenir, dünyaya ilan edilirdi.

- Yüzyıllardır İslam dininin yayılmasına ve korunmasına gönül vermiş bir millet olarak,

papanın haddini aşan hakaretlerine cevap verilir, birlik içinde olduğumuzun ilk göstergesi derhal sunulurdu.

- Kurultay önem ve vakarının korunması için tüm Türk Milliyetçileri ve Türk devlet ve

topluluklarının üst düzey katılımı sağlanır, Dünyaya birlik ve beraberliğimiz gösterilirdi.

- Türk Milletinin ve Türk Dünyasının kimsenin hamiliğine ihtiyacı yoktur. Bu büyük Milletin

birlik ve dirliği için Türk Milliyetçiliğini gelişmişliğin önünde engel olarak gören birisine himaye sıfatı verilmezdi.

- Kardeşin kardeşe vize uyguladığı düzenin yanlışlığının farkına varılır, tek dil, tek bayrak

altında toplanabilmenin şartları hazırlanır, basın yayın,kültürel ve siyasi çalışmalar için icra kurulları oluşturulur, amaca uygun programların sözde kalmasına engel olunurdu.

- Misyoner faaliyetlere ve renkli devrimlere karşı çıkılarak topluca milli eğitime, milli

ticarete, milli siyasete, milli birliğe geçişin planları yapılır, yasal altyapıları hazırlanırdı.

Bunların hiçbiri bu kurultayın konusu olmadığına göre bu kurultay bizim yani Türk Milliyetçilerinin kurultayı değildir. Bu olsa olsa AKP nin bir seçim yatırımı çalışması olarak değerlendirilebilir. Kendilerine hayırlı olsun. Türk Milleti kime neyin yakışıp neyin yakışmadığını çok iyi bilir. Bu manevralardan medet umanların hevesleri kursaklarında kalacaktır, çünkü Türk Milleti kendini asla kullandırtmayacaktır.

Bu kurultay, sonucunu göremeyenlerin gözü ile bir ibret toplantısı, sonucu görüp farkına varanların gözü ile bir ihanet toplantısıdır. Bu manada Türk Milliyetçileri BOP’un parçası ve piyonu olmaz, olmayacaktır.