1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Atsız Yaşasaydı

Prof.Dr. Kenan Erzurumluoğlu
Atsız’ın kişilik özellikleri arasında romancı ve şair olarak edebî yönü ön plâna çıkmaktadır. Hemen belirtelim ki, bu yazımızda Atsız’ın romancı ve şair yönleri üzerinde durmayacağız. Konumuz, düşünce ve fikir yönleriyle dâva adamı ATSIZ olacaktır. Özellikle sol kesimler ve Türklük düşmanları tarafından sıkça dile getirilen kavgacılığı ise inandığı -ve zamanın haklılığını gösterdiği- konularda, komünistlere, bölücülere ve enternasyonalistlere karşıdır.

“Atsız Hoca günümüzde yaşasaydı, ne düşünürdü?” sorusunu cevaplandırmak oldukça güçtür. Bu soruya cevap verebilmek için, rahmetlinin sağlığında kendi kaleminden ifadesini bulan fikirleri iyice anlamak ve özümlemek gerekir. Daha sonraki dönemleri ise ikiye ayırarak incelemekte yarar vardır. Bunlar, ölümünden günümüze kadar geçen süre ve geleceğe bakıştır.

a. Tespitler:

Atsız Hoca’nın dünya görüşü “TÜRKÇÜLÜK” penceresindendir. Ona göre tarih bir milletler mücadelesi ve “Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaratıcı kuvvet dünyayı bir çarpışma düzeni içinde yaratmış; Yaratılanlar çarpışma düzeni içinde bu günlere erişmişlerdir.”(1)

Bu mücadele zemininde milletler varlıklarını koruyabilmek ve gelişebilmek için, dayanağa, itici kuvvete ihtiyaç duyarlar. Bu kuvvet, “millî ülküler” olarak adlandırılabilir.“Bir milletin yürütücü kuvvetine ülkü denir.”(2) İnsanları insan yapan, bu sosyal yapının sonucu olan idealleridir. Hoca, bu görüşünü kısaca “İnsanlar ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar.”(3) cümlesi ile özetlemektedir.

Atsız Hoca, ırkî özelliklerin değerini kabul etmekle birlikte soyculuk fikrine inanmıştır. Hiçbir yazısında antropolojik ırkçılık yönünde ifadelere rastlamak mümkün değildir. Hele hele 1924-1939 yılları arasında ülkemizde resmî ideolojinin bir parçası ve söylemi olmasına karşın; hiçbir antropolojik çalışmada Atsız’ın adına rastlamak mümkün değildir. Kafatası pergellerinin kullanıldığı o günlerde dahi Atsız, antropolojik ırkçılığı savunmamıştır. Ona göre:“Türk Milleti, Türk kökünden gelenlerle, Türk kökünden gelmiş olanlar kadar Türkleşmiş kimselerden meydana gelen bir topluluktur.”(4)

TÜRKLÜK ruhunu her şeyin üstünde tutar. Millî ruhun yaşatılmasını ve korunmasını ister. Enternasyonalizme ve hümanizme isyan eder: “Şu İran’ın 2500 yılı masalından al ınacak dersler var. Üstünden kaç silindir geçmiş olan İran, Farslılık ruhunu ayakta tutmak için millî efsaneler uydurmaya çalışırken, biz tek dayanağımız olan TÜRKLÜK ruhunu unutarak, yerine Tanrı’nın belâsı olan hümanizmayı koymak suretiyle bizi ayakta tutan tek gücü, millî şuurla millî ruhu silmeye çalışıyoruz.”(5)

Atsız’a göre Türkçülük, dört kaynaktan beslenir: “Kökü eskiden gelen milliyetçilik”, “Tanzimattan sonra Avrupadan gelen milliyetçilik akımlarının etkileri”, “İçimizdeki yabancı unsurların ihanetleri”, “Son 250 yılın sıkıntıları.”

Atsız’a göre, Türk Ülküsü iki temel esasa dayanır: Soyculuk ve Turancılık. Daha uzak hedef olarak ise Kızılelma’yı gösterir. Bu ideallere karşı çıkanların soy, cesaret ve fedakârlık özürlü olduklarını vurgular:“Kızılelma ülküsünün gerisinde savaşlar ve büyük sıkıntılar görüp de korkanlar bulunabilir. Kendi rahatı ve keyfi kaçmasın diye insanlık dâvası (!) güdenler, ülküyü inkâr edenler, her zaman her yerde çıkabilir.”(6)

“Türkçü kimdir?” sorusunu cevaplarken Türk karakterini de tarif eder. Ona göre Türkçü:

• Soyunun üstünlüğüne inanan kimsedir.

• Millî çıkarları şahısların üstünde tutar. Millî mukaddesata ve geçmişe saygı gösterir. Görev ahlâkı yüksektir. Haksızlıkla savaşta korkusuzdur.

• Türkçü gününü gün etmez. Dalkavukluk yapamaz.

• Sert yaşamaktan hoşlanır.

• Alçak gönüllüdür. Karşılık veya takdir beklemez.

• Yükselmek için değil; yükseltmek için yaşar.

• Türklüğe hizmeti, varlık sebebi olarak görür.

• Suç işlemişse, yanılmışsa itiraf eder.

• Geçmişe ve eski değerlere bağlıdır.

• Yalan-iftira gibi kötülüklerin yanından geçmez.

• Eski Türkçüleri devirerek yükselmeyi düşünmez.(7)

Toplumsal hayatımızda ve Türkçüler arasındaki ilişkilerde töre’nin önemini vurgular. Sıra ve saygıyı esas alır; “Türkçülük, Türk soyunun ruhunda, kanında, beyninde yaşayan hayat prensiplerinin fikir hâline gelmiş şeklidir. Bundan dolayı da sıra ve saygı esaslarını ihmal edemez. Türkçülerin daha eski Türkçülere saygı göstermesi bunun için şarttır.

Sırayı, saygıyı gözetmeden çığırtkanlık edenler, hele daha eskileri batırarak kendisini yükseltmek hayâli ardında koşanlar, Türk değil, Türkçü değil, alelâde insan bile olamazlar.”(8)

İdeoloji ve terminolojideki kaosa karşıdır. Tüm değerlendirmelerinde, yorumlarında TÜRKÇÜ bakış esastır. Sağ ve sol düşüncelerin tartışmasında da aynı özelliği ortaya çıkar: “Sağ ve solun Türkiye için en doğru tarifi milliyetçilik açısından ele alınarak yapılabilir. Bir parti milliyetçi olduğu nispette sağcıdır... Sağcı biziz; Türkçüler... Sözün kısası: Türkçüler sağcı olduklarına göre sol uçta komünistler vardır. Bu ikisinin arasındaki yerleri, millî fikre veya beynelmilelliğe yakınlığı veya uzaklıklarına göre ötekiler doldurur.”(9)

Mukaddesata saygılıdır. Tarikatler içinde Türk olanı tavsiye eder. İslâmî görünüm arkasında millî kimliği reddedenlere karşı gösterdiği çok şiddetli savaşçı refleksinin yanında; Mevlânâ’ya ve Kur’an-ı Kerime dil uzatan paşanın ağzının payını vermek de yine Hoca’ya düşer: “Bir teessürle, eski bir dost olarak sana bazı tavsiyelerde bulunayım: Bilir bilmez her konuya karışmaktan, her marifet dalında kalem oynatmaktan vazgeç. Sen ne Mevlânâ’yı bilirsin, ne Kur’anı.... “(10)

Gönlünde volkan, beyninde ummanları taşıyan bilge insan 25 yıl önce hakkın rahmetine kavuşur. Geride sayısız gönüllerde volkanından parçalar bırakır.

b. Eğer Yaşasaydı

Yurt içinde: Öldüğü yıl ülkemizde anarşinin giderek arttığı bir döneme denk düşüyordu. Şüphesiz ki Atsız, her gün kaybedilen sayısız genç için kan ağlamasına karşılık, ülkeyi bölmek isteyenlere karşı kanının son damlasına kadar mücadele ederdi.

1980 ihtilâlini, akan kardeş kanının dökülmesi açısından olumlu karşılar, ancak askerî yönetimin, komünistlerle Türkçü-Ülkücüleri aynı teraziye koymasına tahammül edemezdi. Devletin sisteminin kişiselleştiği ve uluslararası politikada kişisel sözlerle iş yapılmasına itiraz ederdi. Bu cümleden olarak Yunanistan’ın NATO’nın askerî kanadına dönüşüne sözlü teminat üzerine izin veren devlet başkanını hayatı boyu affetmezdi.

1983 sonrası yaşanan millî kimlik erozyonuna şiddetle karşı çıkar; globalleşme ile (uluslararası sermaye-kültür emperyalizmi) mücade ederdi. Türkçenin içler acısı hâline üzülürdü. Tüm gençlere elektronik, telekomünikasyon, bilgisayar, sosyoloji konularında çalışmalarını önerirdi.

Yarım kalan kürtlük ifadelerinin, federasyon tartışmalarının kesinlikle karşısına çıkar ve bu görüş sahiplerinin vatana ihanetle eşdeğer tavırlar içinde olduklarını dile getirirdi.

Devlet ciddiyetinden uzak kalan devlet adamlarını acımasızca eleştirir; ihmal ve lâkaydî yüzünden ülkemizi 15 yıl meşgul eden PKK olayını ve onun karşısında pasif kalanları affetmezdi. Apo’nun beslenmesine karşı çıkardı.

Türkçülerin, solla ittifak yapmalarına üzülür; devlet idaresinde haremin rolünü kapsayan tarihî araştırmalar yapardı.

Türkçülerin “Sıra ve Saygı” ilkesine uymalarını, Türklüğe hizmette yarışmalarını isterdi.

Yurt dışında: Sovyet sisteminin yıkılmasına memnun olur; bağımsızlığını kazanan tüm TÜRK devlet ve topluluklarını ziyaret ederdi. İş birliğinde yeterli düzeyin sağlanamamasına üzülür; ortak alfabe ve dil sorununun 10 sene sonra bile aşılmamasından ızdırap duyardı. Millî sloganı “KUTTA, BAYRAKTA, ORDUDA BİRLİK” olarak dile getirirdi.

Devlet politikalarındaki yetersizlik nedeniyle Amerika, AB ve Uzak Doğu merkezli güç odaklarının Asya’da cirit atması karşısında çıldırırdı. Ermeni-Azerî savaşında Türk Devleti’nin Ermenilere yardım yapmasını asla kabul etmezdi. AB’ne kesinlikle karşı çıkardı. Kıbrıs’ın pazarlık konusu yapılmasına itiraz ederdi.

İdeolojik plânda: Kızılelma idealini ısrarla dile getirir ve Turan’ın artık milletimiz için uzak hedef olamayacağını söylerdi. Cihan hâkimiyetinin uzak millî hedef olmasını anlatırdı. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresinin evrensel boyut taşıması için tüm insanlığa hitap etmesinin gerekliliğini vurgular; Gençlikten, dünyaya Bozkurt mührünü vurmalarını isterdi.

DİPNOTLARI

1- Atsız HN. Türk Ülküsü, Sh. 9.

2- Atsız HN. Kızılelmadan korkanlar. Kızılelma, Sayı 1, Ekim 1947.

3- Atsız HN. Türk Ülküsü. Sh. 10

4- Atsız HN. Türk Halkı değil Türk Milletiyiz. Ötüken, Sayı 69, Ocak 1969.

5- Atsız HN. Milletleri ruhlandırmak. Ötüken, Sayı 94, Ekim 1971.

6- Atsız HN. Kızılelmadan Korkanlar. Kızılelma, Sayı 1, Ekim 1947.

7- Atsız HN. Türkçü Kimdir? Orkun, Sayı 3, Ekim 1950.

8- Atsız HN. Türkçülükte ahlâk, Bozkurt, Sayı 5, Haziran 1942.

9- Atsız HN. Sağcı Kimdir? Ötüken, Sayı 50, Şubat 1968.

10- Atsız HN. Turancılık ve Faruk Güventürk. Ötüken, Sayı 54, Haziran 1968.