Öne Çıkarılanlar
Featured posts

1 1836

“Türk Ve Yabancı Milli Destanlarından Örnekler” adlı muhteşem eser, Nejdet SANÇAR’ın evraklarından oluşturulmuş ve geçtiğimiz ekim ayında Bozkurt Yayınları tarafından basılarak kitapseverlerin istifadesine sunulmuştu. Birçoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığımız bu görkemli çalışmayı bize kazandıran Serkan AKGÖZ Bey de bu ikinci kitabı ile gönüllerimizdeki yerini perçinlemiş oldu.

Eser 118 sayfadan ibaret olmakla birlikte fikriyatımızdaki ve edebiyat dünyamızdaki ehemmiyeti bakımından yüzlerce sayfaya denk olsa gerekir. Zira kabaca bir tasnifle iki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Türk milli destanlarından, ikinci bölümünde ise yabancı milli destanlardan kesitler sunulmakta. Türk destanları olarak Yaratılış, Şu, Oğuz Kağan, Ergenekon (Bozkurt), Türeyiş, Göç destanları ve Danişmendname’den en can alıcı bölümleri; yabancı destanlardan ise İlyada, Şehname ve Kalevela’nın asgari bilmemiz gerektiği kadarı bir araya toplanmış. İfadeleri sade, anlatımı akıcı ve milli gurur ve bilinci ziyadesi ile kazandırabilecek yeterlilikle olan bu çalışma için uzun zamandır okul kütüphanelerinde yokluğunu hissettiğimiz bir alanın doldurulmuş olduğunu söylemek de mümkün. Nitekim öğrencilerimiz bu kitap sayesinde sanal dünyadaki bilgi kirliliğinden kurtulup ihtiyaç duyduğu sağlıklı bilgiye artık kolayca ulaşabilecek.

Fevkalade yerinde düşünülmüş bu çalışma için Nejdet SANÇAR’ı rahmet ve özlem ile yâd ettikten sonra sanırım genç araştırmacı ve yazar Serkan AKGÖZ Bey’e de bir teşekkür borçluyuz. Hem fikriyatımızı ve edebiyatımızı berkiten bu ikinci kitap için hem de vatanını en çok sevenin görevini en iyi yapan olduğunu herkese bir kez daha kanıtladığı için…

Volkan Turgut

Nejdet Sançar’ın kaleminden “Türk ve Yabancı Millî Destanlarından Örnekler” kitabını www.bozkurtyayinlari.com adresinden kargo ücreti dahil 15 TL’ye edinebilirsiniz.

0 1225

Aslında bu tip şahıslara çokça cevap verildi ve verilmeye devam ediliyor ancak nitelikli ve kapsayıcı cevapların azlığından bu yazıyı yazmayı istedim. 18 Aralık 2016’da Fatih Tezcan denen adam tarafından kaleme alınan ‘’Peygamberimiz’e Küfreden Türkçüler Kimler? FETÖ’nün Planı Ne? ‘’ isimli yazıyı okuduğumda yazının nereden tutulması gerektiğini bile anlayamadım. Baştan sona hatalarla dolu tamamıyla boş bir Türkçülük ve Türklük karşıtlığı yapılan söz konusu yazıyı biraz analiz edip bu tip insanlara meydanı boş bırakmamak adına bu yazı üzerinden bu tip düşüncelere karşı bir kaç kelam edelim.

Dediğim gibi yazı tamamıyla boş bir Türklük ve Türkçülük karşıtlığıyla başlıyor ve Türkçülerin İslam karşıtı olduğu üzerinden tanımlamalarla ilerliyor. Okuyucu kitlesinin ilgisini çekmek ve haklı olduğu düşüncesini düşündürtmek için bunu kullanması normal tabi ki. Atsız’ın ve Türkçülerin dine bakışını ve dini yorumlamalarını derinlemesine tartışmayacağım ancak Türkçülük İslam düşmanı bir düşünce sistemi değildir. Aslında din düşmanı bir düşünce değildir. Bunu zaten biliyoruz. Hali hazırda İslam düşmanı olmayan Türkçülüğe böyle saldırılması kendi kusurunu gizleme içgüdüsünden ileri geliyor olması muhtemel. Türklüğü bir ideoloji gibi gördüğümüzü düşünen birinin kutsal dinimiz İslam’ı ideoloji olarak kullanma ironisinin komikliğini ve rezilliğini yargılamayı size bırakıyorum. Allah aklımızı kullanmamız için bize vermişken sadece Allah’ı savunmak(!) adına akıl dışı şeyler söylemek hiç şüphesiz Allah’ın da gücüne gidecektir. Göktürkçeyi ‘’şifreleme‘’ aracı olarak kullandığımızı söylemek, ABD-Kanada tarafından yönetildiğimizi söylemek ve Türkçülüğün emperyalizmin doğurduğunu söylemek gibi akıl ve bilim dışı saçmalıklar karşısında gülmekten kendimi alamıyorum. Türkçülüğün, Siyonizm’in bir ürünü olduğunu ortaya atan bu şahısın öne sürdüğü tek şey Ziya Gökalp’in etkilendiği Durkheim’in Yahudi olması, Moiz Kohen’in Türkçü yazılar kaleme alması. Ancak herkesin anlayışla karşılayacağı gibi fikir dünyasında etkilenme ve etkileme normaldir. Düşünürler birbirlerinden etkilenirler ve etkilerler. Ziya Gökalp, Durkheim’dan etkilenmiş ve Moiz Kohen’i de etkilemiştir. Ve unutulmamalıdır ki Türkçülük Kül Tigin yazıtına kazınırken dünya emperyalizm – Siyonizm nedir bilmiyordu.

Amacımız hata arayıp bulmaksa bunu her yapının içerisinde yapabiliriz. Bu adamın genellemeleriyle yola çıkarsak örneğin alkol içen bir Müslüman gördüğümüzde tüm Müslümanların alkolik olduğunu söylemeli, ‘’dinsiz‘’ bir Türkçü gördüğümüzde tüm Türkçülerin ‘’dinsiz‘’ olduğunu söylemeliyiz. Bu çok da akılcı olmayacaktır ancak bu güruhtan akılcılık beklemek de zordur.

İkinci Dünya Savaşı zamanlarında Almanlardan para ve yardım aldığımızı, onlara çalıştığımızı ve Almanlar lehine yazılar yazan dergiler çıkartmak için Alman elçilerinden gizli görüşmeler yaptığımızı iddia eden güruhla bu adamın dâhil olduğu güruh aynı güruhtur. Türkçülerin CIA tarafından yönlendirildiği iddiasını ortaya atan bu adamın bunu kanıtlayabilecek hiçbir somut örneği olmayacaktır. Türkçüler sadece Türk Irkı için yaşayan ve Türk Irkının her yönden ileriye götürülmesi amacıyla tüm çabasını ortaya koyacak kişilerdir o kadar. Türkçüler pragmatist değildir. Türkçüler keskin ve net çizgilerle belirledikleri kurallar bütünü içerisinde tavizsiz şekilde ülkülerine adım atan şuurlu birkaç bin kişidir.

FETÖ meselesinde ise FETÖ’yü bir devlete benzeteceksek bu örgüt realpolitik uygulayan ve bunu çok iyi uygulayan bir örgüt. Sadece bu cümlemle bile Türkçülere yanaşamayacaklarını, Türkçülüğün o katı kurallarının sert duvarlarında yok olacaklarını anlamalıyız. Çünkü realpolitik ideal ve kural karşıtı olmasına karşın Türkçülük çok sıkı kurallarla ve ideallerle yoğurulmuştur. Bu ikisinin aynı kâsede olması akıl dışıdır. Zaten hükûmet ile bu örgütün aralarının iyi olduğu dönemdeki Türkçülerin tavırlarına bakmak bunu anlamaya yeterlidir. Daha da eskilere gidersek Buğra Atsız’ın Türk Ocağı Genel Merkezi’ne 1995 tarihinde yazdığı açık mektubu okumak yeterli olacaktır.

Sonuç olarak Fatih Tezcan gibilerin tarihte karşımıza çıktığını ve Türkçülüğün sağlam fikir yapısı altında ezildiğini biliyoruz. Türkçülük birkaç palavra ile çürütülebilecek, karalanabilecek ve ortadan kaldırılabilecek bir fikir değildir. Türkçülük, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş ve ona fikrî olarak can suyu olmuştur. O zamanki yobazlarla nasıl başa çıkıldıysa gelecekte de başa çıkılacaktır. Nasıl ki Atsız, Hasan Bağcı’ya, iki makale ile en güzel cevapları vermiş onun foyasını ortaya çıkartmışsa biz de bu tip kişilere alan bırakmayacağız. Bunların ortaya çıkmasının nedeni de Türkçülerin, fikirlerini apaçık şekilde beyan edip korkmadan haykırmalarıdır. Bundandır ki Türkçülüğün çokça düşmanı vardı. Ve olmaya da devam edecektir. Bize düşen tetikte kalmak bir an olsun bunlara göz açtırmamaktır.

Ömer Göksoy

0 4798

Yeşilçam açısından Türk Sineması üzerine eleştiriler ve araştırmalar konusunda başvurulacak kaynak isimler veya kuruluşlar bir elin parmaklarını geçmez. Eski ve yeni kuşaklar olarak değerlendirme yapıldığında da durum aynıdır. Piyasada ulaşabileceğimiz araştırma yazıları genellikle belli sanatçılar veya dönemler üzerine şekillenmiştir. Bu açıdan Yeşilçamda Tarihi Filmler üzerine, tarih konusunda uzman bir kişiliğin görüşünü paylaşmak, meraklıları için bu konuda özel bir çalışma olacaktır.

Nihal Atsızın 1946 yılında tamamladığı Bozkurtların Ölümü şüphesiz Türk Edebiyatının kitleleri etkileme açısından en önemli eserlerinden birisidir. Eserin ikinci bölümü olan Bozkurtlar Diriliyor ise 1949 yılında tamamlanarak birbiriyle bağlantılı bu iki eser Bozkurtlar ismiyle edebiyatımızın önemli öğelerinden biri olarak yerini aldı.

atsiz-bozkurtlarin-olumu-bozkurtlar-diriliyor

Nihal Atsız Bozkurtlar

Bozkurtlar’ı ilk olarak 2000 li yılların başında okuma şansına sahip olmuştum. Birinci eser olan Bozkurtların Ölümü’nü bitirdiğimde aklımda oluşan ilk düşünce böyle bir çalışmanın neden sinemaya uyarlanmamış olmasıydı. Zira olay örgüleri ve her birinden ayrı bir hikaye yaratılabilecek kadar zengin karakterleriyle mükemmel bir Orta Asya senaryosu kaleme alınmıştı. Üstelik anlatılanlar Cüneyt Arkın – Aytekin Akkaya ikilisinin Natuk Baytan yönetmenliğinde gerçekleştirdiği Hakanlar Çarpışıyor’un çok ilerisinde bir hikayeydi.

M.S 7. yy.da geçen eser, kimi kahramanların gerçek tarihi kişiliklere dayanması ve Atsız’ın tarihi araştırmalar konusundaki uzmanlığını içeren pek çok hoş detayla mükemmel bir okuma zevki verdiği gibi beyaz perde de aslına uygun şekilde uyarlandığı takdirde unutulmaz sinema filmlerinden biri olabilirdi.

bozkurtlar-geliyor-bozkurtlar-intikami-film

Yeşilçam’ın böyle bir çalışmayı neden ele almamış olduğunun bir soru işareti olarak varolmaya devam ettiğini düşünürken sevgili dostum Serkan Akgöz’ün hatırlattığı bir makaleyle 1967 yılında Yeşilçam’ın Nihal Atsız’a danışmadan gerçekleştirdiği ve 1971 yılında bizzat Atsız tarafından cevabını aldığı iki filmin olduğunu öğrendim. (Muhtemelen aynı anda çekilmiş) iki filminde yönetmeni Cavit Yörüklü. Başrolde ise Fikret Hakan yer alıyor.

Sırasıyla Bozkurtlar Geliyor ve Bozkurtların İntikamı(Bozkurtların Öcü) olarak yayınlanan iki filmi de şu ana kadar izleyebilme şansım olmadı. Bununla beraber Nihal Atsız’ın dönemin kültür bakanına hitaben kaleme aldığı makalenin aşağıdaki bölümünde yer alan eleştirisi her iki filminde Tarihi filmler furyasının temel kodlarına sadık kalırken, hamaset üzerine şekillenmiş pek çok tarihi roman içerisinde ayrı bir yerde ele alınması gereken Bozkurtların nasıl heba edilmiş olduğunu göstermekte.

Makalenin giriş bölümü ise bugünün anlayışıyla değerlendirildiğinde içerik danışmanlığının sinema açısından ne kadar önemli bir detay olduğuna dair tarihi filmler furyasında ki tarihsel bakış açısından yanlışlara parmak basmakta.

bozkurtlar-geliyor-filmi

Nihal Atsız anlatıyor …

Milli ruhu şahlandırmak için tarihi filmler en iyi vasıtadır. Türk tarihinden, gerçeklere sadık kalınarak alınacak parçaların sinemalarda gösterilmesi yıllardır üstümüze çökmüş olan kabusu atmaya yarayacaktır. Bizde ilk yapılan tarihi filmler oldukça başarılıydı. Bu son yapılanlar bir maskaralıktır.

Türk yiğitleri dövüşürken havada takla atmaz. Amerikan filmlerinde olduğu gibi, her biri sığır devirecek yumruklarla dakikalarca düşe kalka dövüş olmaz. Şimdi bunlar yapılıyor. Türkler’e acayip kılıklar giydiriliyor. Amerikalıların maskaralıkları bize de uygulanıyor, sözün kısası Türk filmi olmaktan çıkıyor.

Eski çağlarda kadın çok serbest olduğu halde Türk kızlarının çıplak olarak erkekler önünde şehevi raks yapması gibi bir olay yoktur. Hacı ağalarının zevkini tatmin için böyle sahneler icat ediliyor. Rejisörler Türk tarihini ve geçmişini hiç bilmiyor.

Sözde tarihi film diye ’Bozkurtlar Geliyor’ ve ’Bozkurtların Öcü’ adında iki film çevrilmişti.

Bunlardan birini dört kişi birden seyrettik. Konu benim iki tarihi romanımdan, ’Bozkurtların Ölümü’ ile ’Bozkurtlar Diriliyor’ dan alınmış daha doğrusu çalınmıştı. Biraz değiştirmişler, iki romanı birbirine karıştırmışlar. Konuyu da, eseri de, tarihi kahramanları da, tarihi de rezil etmişlerdi. Çağdaş olmayan Göktürklerle Alanlar savaştırılıyordu. Koca Türk Kağanı, teneke kalkanlı sekiz kişiyle yola çıkıyordu. İkinci romanımdaki ’Deli Ersegün’ adlı kahraman burada Hacivat kılıklı bir maskaraya çevrilmişti.

Halbuki aslında bu iki roman tarihe titizlikle sadık kalınarak düzgün Türkçe ile yazılmış, adeta destan gibi kaleme alınmış eserlerdi ve bugünkü Türkçü gençliğin yetişmesinde büyük rol oynamıştı.

(Nihal Atsız Makaleler IV)

Nihal Atsız Bozkurtlar : http://www.otuken.com.tr/KitapDetay/bozkurtlar

Yazan: Gökay GELGEÇ – Yojimbooo

bozkurtlar-geliyor-kupur

http://sinematikyesilcam.com/2015/12/nihal-atsiz-anlatiyor-bozkurtlar-ve-tarihi-turk-filmleri/ adresinden alıntılanmıştır.

0 12395

Türk ırkı, Anadolu’ya heybetli bir çığ gibi indi ; Bozkurt nesline yaraşan bir gösterişle yerleşip tutundu ve Batı’dan gelen yabancı sellere karşı orasını bir asır kan ve can bedeliyle müdafaa ettikten sonra bu toprakların tapusunu ihtiyar tarihin elinden hakkının gücüyle çekip aldı.

Anadolu bir anayurt olduktan sonra onun bitişiğindeki toprak parçaları yad ellerde bırakılmazdı elbette… Her türlü zaruretlerle o parçalar da mutlaka anavatana eklenmeliydi. Ve öyle yapıldı.

Anadolu’nun denizle ayrılmış bir parçası olan Kıbrıs, anayurda en son eklenen parçalardan biri oldu. Gaza sınırlarından gaza sınırlarına koşan Türk orduları ancak on altıncı asrın sonlarında Kıbrıs’a yönelmek fırsatını bulabildiler.

Kıbrıs’ın alınmasında yalnız Venediklilerin Türklere zarar verdikleri gibi maddi sebepler aramak boşunadır. Orası vaktiyle bir İslâm diyarı olduğu için de İslâmın koruyucusu olan Türkler Kıbrıs’a varis olmalıydılar. Büyük Türk bilgini Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Kıbrıs’ın fethi için verdiği fetvada bu noktayı bütün dünyaya karşı ilân etti.

15 Mayıs 1570′te 60.000 kişilik bir Türk ordusunu taşıyan bir Türk donanması Kıbrıs’a hareket etti. Bir Temmuz’da donanma Limasol koyunda demirleyip ertesi günü karaya asker çıkarıldı. Leftari kalesi derhal teslim oldu. 9 Temmuz’da Girne kalesi alındı. 22 Temmuz’da Lefkoşe kuşatıldı. Kendi iddialarına göre 10.000 kişinin müdafaa ettiği bu müstahkem kale üç umumî hücumdan sonra 9 Eylül’de zapt edildi ve umumî vali Nicelo Dandolo bu savaşta maktul düştü. Bu haber üzerine Baf ve Larnaka teslim oldular.

18 Eylül’de Mağusa kuşatıldı. 1 Ağustos 1571′de alınarak Kıbrıs adasının fethi tamamlandı. İç Anadolu’dan getirilen Türklerle, Osmanlıların adeti olduğu üzere Yeşilada derhal bir Türk vilâyeti haline getirildi.

O vakitten beri üç asrı aşan uzun bir zaman içinde Kıbrıs, maddî ve manevî her şeyi ile büyük anavatanın saadette ve felakette, zafer ve bozgunda ortağı, yardımcısı, her şeyi ve bizzat kendisi oldu.

Tarihin ne garip tecellisi!.. Biz Yeşilada’yı savaşla Venediklilerden aldık. Savaşsız İngiliz’e bıraktık. Şimdi de onu, orası için bir damla kan akıtmamış olan Yunan istiyor. Her yıl bayramı yapılan Lozan’ın en acı tarafı, hiç şüphesiz, Kıbrıs kaybını kabul edişimizdir.

* * *

Yeşilada bizimdir, bizim olacaktır. Üzerinde yaşayan 90.000 Türk’le, Türkiye’deki 200.000 Kıbrıslı Türk’le ve hepsinden daha fazla 16. asırda toprağına gömdüğümüz şehitlerimizin kanı ile Kıbrıs bizimdir.

Afyon-İzmir maratonunun hızlı şampiyonları, oradaki 350.000 Ruma bakarak Yeşilada’ya sahip çıkmak istiyorlar. Yalnız sayıca çok olmak bir hak mıdır? Sayı azlığı demek kaybedilmiş dâvâ mı demektir? Kızıl vahşetin bugün üzerinde bir tek Türk bırakmadığı Kırım nasıl bir ata mirasımızsa, 90.000 Türk kardeşimizin yaşadığı Kıbrıs da öylece öz malımızdır. Unutulmasın ki 350.000 Rum, 90.000 Türk’ten daha çok değildir, olmamıştır, olamaz… Boynu bükük ve benzi sararmış olan Yeşilada!.. Sen asıl, murada erdiğin, yani anayurda eklendiğin gün Yeşilada olacaksın!..

Hüseyin Nihâl ATSIZ, Yeşilada, 20 Ocak 1949
* Bu yazı ülküdaşımız Ömer Göksoy’un özel bir araştırmasında bulunmuştur .

Türkçü Kavgamız Dergisi 6.sayı

Atsız Ata’yı uçmağa varışının 40. yıl dönümünde kabri başında anacağız.

Her yıl olduğu gibi bu yılda, 11 Aralık’ta Atsız Ata’nın kabri başında buluşacak; onu layıkıyla anacağız. Anma etkinliğimiz 15.00′da başlayacaktır. Etkinliğimize Erk YURTSEVER başta olmak üzere kıdemli Türkçüler de katılacaktır. Bütün Türkçüler anma etkinliğimize davetlidir.

1 3864
Türkçü Kavgamız Dergisi 6. Sayı

Türkçülerin dergisi Kavgamız’ın 6. sayısı çıktı.

“Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı: Kür Şad”

İçindekiler;

# Devlet Kurtaran İhtilâller – Erk Yurtsever
# Büyük Adamlık – Serkan Akgöz
# Doğu Türkistan – Bir İstiklâl Dâvâsı – Kutlu Altay Kocaova
# Yelteme (Şiir) – Basri Gocul
# Irkçılık Üzerine – Prof. Dr. Acar Sevim
# Göktanrı’ya Cankuşum (Şiir) – Mustafa Kayabek
# 3 Mayıs – Yarımoğlu
# Karamanlılar (2) – Furkan Kaleli
# Kayabek Tanrı Dağında
# Millî Mücadele Türk Kadını (2) – Seray Şallı
# Bizden Haberler

Dergimizi edinmek için 0546 683 1944 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz.

Nihâl Atsız Yazı Yarışması

Ulu Türkçü Nihâl Atsız’ın uçmağa varışının 40. yıl dönümü nedeniyle “Nihâl Atsız ve Mücâdelesi” konulu ödüllü yazı yarışması düzenlenecektir.

Katılım Şartları:
* Yarışmaya katılım ücretsizdir.
* Her kişi, yalnız bir yazıyla yarışmaya katılabilir.
* Gönderilecek yazılar özgün ve daha önce başka bir yerde yayınlanmamış olmalıdır.
* Dereceye girecek yazılar, Kavgamız Dergisinde ve yapılacak kitap çalışmasında kullanılabilir.
* Katılımcılar, yukarıdaki şartları kabûl etmiş sayılır.
* Yarışma için son yazı teslim tarihi 15 Kasım 2015’tir. Bu tarihten sonra gönderilen yazılar değerlendirmeye alınmayacaktır.

Şekil Şartları:
* Yarışma için gönderilecek yazıların dil bilgisi ve yazım kurallarına uygun olması mecburîdir.
* Yazılar için A4 kağıt ölçüsü dikkate alınacaktır. Her yazı 2 sayfadan az ve 4 sayfadan çok olmayacaktır.
* Yararlanılan kaynaklara ilişkin metin içindeki atıflar, her bir sayfa sonunda dipnot olarak gösterilmelidir. Dipnotlar; “yazar soyadı, adı, eser adı, makalenin yayınlandığı dergi ya da kitabın adı, sayfa nu., yayınevi, yayın yeri, yayın yılı” şeklinde olmalıdır.

Yazılar kısa bir özgeçmiş ile birlikte kavgamizdergisi@gmail.com e-posta adresine gönderilmelidir.

Gönderilen yazılar seçici kurulumuz tarafından değerlendirilecek, dereceye giren yazılar ve yazarları 1 Aralık 2015 tarihinde açıklanacaktır. Ödüller, dereceye giren yazı sahiplerine 13 Aralık 2015 târihinde gerçekleştirilecek olan anma programında takdim edilecektir.

Seçici Kurul:
Erk Yurtsever
Dr. Buğra Atsız
Adil Yılmaz
Kutlu Altay Kocaova
Serkan Akgöz

Yarışma afişin yüksek boyutta indirmek için tıklayınız.

3 Mayıs 2015

3 Mayıs Türkçüler Günü nedeniyle düzenleyeceğimiz anma etkinliğine bütün Türkçüler davetlidir. Etkinliğimiz her yıl olduğu gibi, Karacaahmet Mezarlığında saat 11.00′da başlayacaktır. Nihâl Atsız, Nejdet Sançar, Muzaffer Eriş ve Zeki Velidi Togan’ın kabirleri ziyaret edilecek daha sonra Validebağ Korusu’ndaki mesire alanına geçilerek pikniğimiz başlayacaktır. Pikniğin ardından çeşitli spor müsabakaları ve saz dinletileri gerçekleştirilecektir. Türkçüler Derneği’nin hayattaki tek kurucu üyesi Sn. Erk Yurtsever Beğ de anma etkinliğimize katılacaktır.

İletişim : 0539 623 09 68 (Furkan Beğ)

Sakarya’dan araç kaldırılacaktır. Sakarya, İzmit ve çevre illerden etkinliğimize katılmak isteyen Ülküdaşlarımız, 0534 610 47 76 numaralı telefondan Sakarya il temsilimiz Celal Beğ ile iletişime geçebilirler.

0 2599
Türkçü Kavgamız Dergisi Sayı 5

Türkçülerin dergisi Kavgamız’ın 5. sayısı çıktı.

İçindekiler;

# Ne İstediğimizi Biliyoruz – Serkan Akgöz 
# Türklüğün Feneri:Hocalı – Kutlu Altay Kocaova
# Nejdet Sançar – Volkan Turgut
# Leylâ Mutlak = Prenses Hanzade – Altan Deliorman
# Suriye Türkleri – Yarımoğlu
# Türkleriz – Fazlı Altural (Şiir)
# Karamanlılar – Furkan Kaleli
# Millî Mücâdelede Türk Kadını – Seray Şallı
# Atsız’ın Mânevi Kızı ve Torunu – Serkan Akgöz
# Tanrı Dağında – Abdurrahman Yılmaz (Şiir)
# Bizden Haberler

Dergimizi edinmek için 0541 298 30 93 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz.

Nejdet Sançar Yazı Yarışması

Türkçü Nejdet Sançar’ın uçmağa varışının 40. yıl dönümü nedeniyle “Nejdet Sançar ve Mücâdelesi” konulu yazı yarışması düzenlenecektir.

Katılım Şartları:
* Yarışmaya katılım ücretsizdir.
* Her kişi, yalnız bir yazıyla yarışmaya katılabilir.
* Gönderilecek yazılar özgün ve daha önce başka bir yerde yayınlanmamış olmalıdır.
* Katılımcılar, yukarıdaki şartları kabûl etmiş sayılır.
* Yarışma için son yazı teslim tarihi 22 Şubat 2015’tir. Bu tarihten sonra gönderilen yazılar değerlendirmeye alınmayacaktır.

Şekil Şartları:
* Yarışma için gönderilecek yazıların dil bilgisi ve yazım kurallarına uygun olması mecburîdir.
* Yazılar için A4 kağıt ölçüsü dikkate alınacaktır. Her yazı 2 sayfadan az ve 4 sayfadan çok olmayacaktır.
* Yararlanılan kaynaklara ilişkin metin içindeki atıflar, her bir sayfa sonunda dipnot olarak gösterilmelidir. Dipnotlar; “yazar soyadı, adı, eser adı, makalenin yayınlandığı dergi ya da kitabın adı, sayfa nu., yayınevi, yayın yeri, yayın yılı” şeklinde olmalıdır.

Yazılar kısa bir özgeçmiş ile birlikte yarisma@kavgamiz.com e-posta adresine gönderilmelidir.

Gönderilen yazılar seçici kurulumuz tarafından değerlendirilecek, dereceye giren yazılar ve yazarları 29 Şubat 2015 tarihinde açıklanacaktır.

Seçici Kurul:
Erk Yurtsever
Adil Yılmaz
Kutlu Altay Kocaova
Serkan Akgöz

Bu Hafta Çok Okunanlar