Search

serkan akgöz - search results

If you're not happy with the results, please do another search

0 5715

Atsız’ın yayımlanan onca eserinin yanında günümüzde en çok merak edilen eseri (kayıp) Türk Tarihi’dir. Kitapta Türk Tarihini başlangıcından günümüze bir bütünlük içerisinde ele aldığı bilinmektedir.

Erk Amca’yla tanışmamızın ardından ona sorduğum ilk sorulardan birisi Türk Tarihi olmuştu. Bu kitabın son halini merak ediyordum ve onun bu kitap hakkındaki bildiklerini dinlemek istiyordum. O da kitabın tamamlandığını, Atsız’ın el yazısıyla yazdığı notların üç kişi (Bu kişiler hayattadır fakat bilgileri dışında yazdığım için adlarını vermedim.) tarafından daktilo edildiğini ve yayına hazır hâle getirildiğini söylemişti. Ancak Atsız’ın vefatından sonra bu notların kaybolduğunu kendisinin de bu kitabı çok merak ettiğini dile getirmişti.

Gel zaman git zaman sohbetlerimiz devam etti. Yanılmıyorsam Aralık 2014′de bir sahaftan Nejdet Sançar’a ait bir takım evrakları edinme şansını yaşadım. Erk Amca’ya durumu anlattım. O da şu şu renkte, divân edebiyatıyla ilgili Osmanlıca belge var mı? Nejdet Bey’in yazısı inci gibidir. Harfler ince ve küçük mü? gibi sorular sormuştu. İlk haftasonu yanıma evraklardan birkaç tane alarak ziyaretine gittim. “Evet, bunlar!” dedi. Bu evraklar, benden önce Refet Körüklü’deymiş. O’na bunları Reşide Yenge (Erk Amca, Reşide Sançar için Reşide Yenge hitabını kullanmaktaydı.) vermiş. Refet Amca evinde pek yer olmadığı için bunları Erkin Yurtsever ağabeyin dükkânının deposuna kaldırmış. Erk Amca’da içerisinde Türk Târihi’nin notları olabilir diye belgeleri incelemiş ancak notlar çıkmamıştı. Bana da bu evraklarda Türk Tarihi olabilir diye çok ümitlenmiştim ama çıkmamıştı demişti.

Bu görüşmemizin üzerinden belki bir yıl kadar sonra, bir arkadaşımdan Türk Tarihi’nin notlarının bulunduğunu, bir yayınevinin bunları bastıracağını duydum. Doğrulamak için yayınevini aradım. Ve, evet doğrudur. Ama şimdilik kimse bilmiyor, bir arkadaşımız eski yazıdan çeviriyor diyerek bir cevap vermişti. Tel’if hakkını sorduğumda, anlaşmak üzereyiz cevabını vermişti. Tabii bu durum karşısında inanılmaz duygular yaşamıştım. İlk işim Erk Amca’yı arayarak, bu mutlu haberi vermekti. “Yapma ya!” sözüyle şaşırışını hâlâ unutamıyorum. Evladım çevirecek kimse yok ben de çeviririm demişti. Erk Amca daha önce Orkun Dergisi için Atsız’ın savunmasını eski yazıdan çevirmişti. Ben de bir ekibin bunu yapmaya başladığını duyduğumu söylemiştim.

Bu olay üzerinden de hemen hemen bir buçuk sene geçti. Ancak hâlâ Türk Tarihi’nden bir ses seda yok. Sanırım yayınevi sahibinin bu sözüyle, Erk Amca ve ben büyük sevinç yaşamış ve umutlanmıştık. Erk Amca gerçekten Türkçülüğünü inançlı ve samimi şekilde ifâ eden biriydi. Erk Amca uçmağa vardı. O, seksen yaşında olmasına rağmen bu eseri en çok merak edenlerden biriydi. Yaşına rağmen çevrilme işinde görev almak istiyordu. Dileğimiz, Türk Tarihi’nin müsveddelerinin veya daktilo hâlinin bir şekilde bulunması ve kitap hâlinde neşredilmesi. İnanıyorum ki, o zaman Büyük Atsız’ın da, Erk Amca’nın da ruhu şad olacaktır. Ve hayatta olan biz Türkçülerin de bu merakı sona erecektir.

Hemen belirtmekte fayda görüyorum. Eserin, Yağmur Atsız ve Buğra Atsız’da olmadığı kendi ifadeleriyle bilinmektedir. Eseri en çok merak edenlerden birisi de Buğra Atsız’dır. Kendisi hem Tarihçi kimliğiyle, hem Türkçü kimliğiyle, hem de Atsız’ın oğlu kimliğiyle bu eseri merak ettiğini dile getirmiştir.

Yazan : Serkan Akgöz

0 2737

Dün öğle saatlerinde cenaze namazını kılıp, İçerenköy’deki aile kabristanında Erk Yurtsever‘i son yolculuğuna uğurladık. Bu uğurlamada onun sağlığında bize vasiyet ettiği tüm isteklerini yerine getirdik. Bunlar şunlardı: cenaze haberinin gazetelere ilan verilmemesi, tabutunun al yıldızlı bayrağa sarılması, cenaze törenine çelenk ve çiçek kabul edilmemesi ve istirgahına Tonyukuk yazıtından gelen toprağın serpilmesi. Bu saydıklarımı benimle olan sohbetin bizzat söylemişti, Erkin Yurtsever ağabeye de söylediğini, onun acıyla unutması durumunda benim hatırlatmamı istemişti. Saydığım isteklerin sonuncusu benim aklımdan çıkmıştı…

Tonyukuk yazıtının çevresindeki bilimsel bir çalışmada yer alan ağabeyim Arkeolog Adil Yılmaz, Türkiye’ye gelişinde bu topraktan amcaya getirmişti. Bunu amca bana söylemişti. Daha sonrasında Adil ağabeyden de duymuştum.

Biz son görevimizi yerine getirirken, birer birer kürekle toprak atılırken. Arkamdan amcanın torunu, Oğuz Yurtsever‘in Serkan! diye seslenmesi ve bir kabı uzatmasıyla, bu isteği aklıma geldi. Ve tahminim doğru çıktı o kapta, Tonyukuk toprağı vardı. Amca, sağlığında Tonyukuk adlı bir ağ sayfasına sahipti. Bu sayfayı yayında olduğu zaman ben göremedim. Ben sonradan keşfettim. O sayfa sayesinde onlarca genci bilinçlendirmişti. Yazışmalarda ve verdiği bilgilerde kendi adı yerine Tonyukuk adını kullanmıştı. Yine o sayfayla amca ilk kez Orkun abacasını dijital ortama aktarmış ve edindiği Tonyukuk müstear adına ne kadar layık olduğunu göstermişti. İşte bu toprak, Atalar yurdundaki Tonyukuk’tan asırlar sonrasında Türkiye’de yaşayan Tonyukuk’a, Tonyukuk’un toprak olacağı İçerenköy Mezarlığı’na gelmişti. Bana düşen görevde, bu iki toprağı Tanrı Dağları’nda buluşan sahipleri gibi, buluşturmaktı. Bu büyük görevimi ifâ ettim, yaşadığım buruk sevinci ve gurur anlatmam mümkün değil. Ümidim, selâmımızın amcayla Tanrı Dağları’na ulaşması…

Ne demişti Büyük Atsız bir mısrasında:

İnsansa bütün yâdı aşar hâtıralarla.
İnsan ona derler ki yaşar hâtıralarla…

Ben de öyle yapıyorum dostlar, mazur görün. Erk amcayı hâtıralarla yaşatıyorum, yaşatacağım.

Serkan Akgöz

0 2887

4 Ocak 2017, Erk Yurtsever’in Tanrı Dağlarına uğurlandığı gün olarak tarihe not düşüldü.

* * *

4 Ocak 2017
Şişli

Amca,
Tanışmamızın üzerinden tam 978 gün geçti. Ben size doyamamıştım, sohbetinize, cevaplarınıza… Son görüşmemizin üzerinden 11 gün geçti, hatırlıyor musunuz? Elini öpmeden önce bir daha ki gelişime Kayabek kitabı çıkmış olur, onunla gelirim demiştim. Ben hatırlıyorum. Bostancı’da bugün beni o kitapla bekliyordunuz. Bu sözümü zamansız bu ayrılığımız nedeniyle yerine getiremedim, özür dilerim. Biliyorsunuz, söz verdim mi yerine getiririm.

Nasılsınız? Şimdilik burası bıraktığınız gibi değişen bir şey yok. Sizi uğurladıktan sonra işe gittim. Şimdi de bu mektubu kaleme alıyorum. Mektubu tamamladıktan sonra Kayabek kitabının düzenlemelerine geçeceğim. Sizinle mektupla iletişim kurmaya alışık değilim, ancak bu ilk denemem devamını da getireceğim. Malûm bulunduğunuz yere şimdilik başka türlü ulaşma imkânım yok.

Bu ayrılık beni üzse de buruk bir sevincim var. Yüksel Yenge’ye, Atsız Hoca’ya, Nejdet Amca’ya, Reşide Yenge’ye, Muzaffer Amca’ya, Neriman Yenge’ye, Refet Amca’ya, İsmet Amca’ya, Altan Amca’ya, Kayabek Amca’ya ve diğer dostlarınıza kavuştunuz. Onlarla olan yılların hasretini gideriyorsunuz biliyorum. Bu nedenle de sizi daha fazla meşgul etmek istemiyorum.

Unutmadan söyliyeyim vasiyetinizi yerine getirdik. Son yolculuğunuzda sizi ay yıldızlı bayrağımızla uğurladık.

Sizi özledikçe ben böyle mektup yazacağım. Okuyacaksınız, biliyorum. Mektubuma uğurlamanız sırasında çekilen birkaç fotoğrafı da iliştiriyor, ellerinizden öpüyorum.

Câridir.
TTK

Serkan Akgöz

0 2178

Sabahın ilk saatlerinde aldığım vefat haberiyle başımdan kaynar sular döküldü.

* * *

Erk Amcayla aramızdaki ilişki üst düzeydi. Hem değer verdiğim bir büyüğüm, hem de yılmaz bir ülküdaşımdı. İlerleyen yaşına rağmen, heyecanını hiçbir zaman kaybetmemişti. Ve heyecanını bizlerle de paylaşarak, bizlere de güç ve azim veriyordu. Yüz yüze tanışmamızın üzerinden üç seneye yakın bir süre geçti. Bu sürede aramızda hiçbir zaman iletişim kopukluğu olmadı, fırsat buldukça Bostancı’ya evine ziyarete ve sohbete gitmeye çalıştım. Gittikçe ve sohbet ettikçe onu daha yakından tanıdım. Onu birkaç kelimeyle anlatmam istense sadece şunu söyliyebilirim : Mütevâziliğin vücut bulmuş şekli.

Amca aldığı görevler, tanık olduğu olaylar ile Türkçülük hareketinin yakın döneminin karakutusuydu. Yaptıklarıyla ve yaşadıklarıyla ilgili siz soru sormadıkça, detaya inmedikçe detaya inmez, bilgi vermezdi. Bu nedenledir ki hâtıralarını kaleme almadı. Bunun nedenini sorduğumda da, falanca kişi Erk’e bak kendini övmek için şunları yazdı, canımı sıkarlardı, derdi. Adını Atatürk’ün verdiğini bile Türkçe Adlar Derlemesi adlı kitabı çıkana kadar kimse bilmiyordu. Bunu bir sohbet sırasında rahmetli Turan Yazgan‘a söylediğini, onunda bu bilgiyi, belgesiyle birlikte kitaba eklemesini istediğini söylemişti. Öyle ki amca, bunu hocasına, Atsız’a, bile söylememişti. Hocası dedim ya, Atsız, Erk amcanın gerçekten hocasıdır. Haydarpaşa Lisesi’nde, 1950-51 ve 1951-52 yıllarında Edebiyat öğretmenliğini yapmıştır. Bir yanımızda hüzün var, bizlerden ayrıldı diye. Bir yandan da sevinçliyim, her konuşmamızda isimlerini andığımız ve gözlerinin dolduğu ülküdaşlarının Atsız Hoca’nın, Muzaffer Abi’nin, İsmet Bey’in, Refet Bey’in, Kayabek’in yanlarına erişti. Şimdi onlardan ayrı geçen yılların özlemini gideriyor.

Onunla ilgili yazılacak çok şey var, şimdilik bu kadarını yazabiliyorum. O Büyük Türkçü’ye karşı son görevimizi de yerine getirelim. Amcayı, yarın (4.1.2017) öğle namazını müteâkip, Bostancı Kuloğlu Camii’nden Tanrıdağı’na uğurlayalım. Lütfen vasiyeti gereği çiçek ve çelenk göndermeyelim.

0 2418

Atsız‘ın vefatından sonra yayımlanan Türkçü Dergiler arasında en önemlisi sayılabilecek olan Yeni Orkun, Atsız‘ın çevresinde yer alan ona gerçek manada dava arkadaşlığı eden Türkçülerin el birliğiyle ortaklaşa  (ki bu durum Türkçü dergiler arasında pek görülmemektedir.) yayımlanmıştır. Yeni Orkun, Mart 1988 ile Aralık 1989 arasında 20 sayı yayımlanmıştır.

Kurucusu Atsız ibaresiyle, İmtiyaz sahipliğini Refet Körüklü‘nün, Yazı işleri müdürlüğünü de İsmet Tümtürk‘ün, İdâri müdürlüğü Muzaffer Eriş‘in üstlendiği Yeni Orkun’da Fethi Tevetoğlu, Mustafa Kayabek, Erk Yurtsever, Tekin Erer, Altan Deliorman, Mirat Özçamlı, Bican Ercilasun başta olmak üzere tanınmış Türkçülerin yazıları ve şiirleri neşredilmiştir.

Derginin ilk sayısında Muzaffer Eriş‘in okuyucuları yolladığı şu notu yollayarak aboneliğe davet ediyor.

yeni-orkun-muzaffer-erisin-notu

Yeni Orkun‘un maddi giderlerini karşılamak için Muzaffer Eriş, Ötüken Dergisi’nin elinde kalan nüshalarını uygun fiyatlarla satışını yapmıştır. Yine derginin devamlılığı için ortaklaşa Ergenekon’dan çıkış resimleri yapılıp, okuyuculara satışı gerçekleştirilmiştir.

Yeni Orkun‘un her sayısında arka kapağında “Dünden sesler” başlığı altında Tanrıdağına göçmüş Türkçülerin yazılarına yer verilmiştir. Dergide yayımlanan önemli yazı ve röportajlardan bazıları şunlardır: Fethi Tevetoğlu tarafından kaleme alınan ve vefatına kadar devam eden Bin Dokuz Yüz Kırk Dörtlüler başlıklı Irkçılık-Turancılık davasının arka planını ve dava da yargılanan Türkçüleri anlattığı yazı dizisi, Tahsin Banguoğlu ve Enver Yakuboğlu ile yapılan röportajlar. Altan Deliorman‘ın kaleme aldığı ve kapak konusu olan “Homeros Kimin Atası” başlıklı yazısı, İsmet Tümtürk Rusya-Afganistan savaşında Afganistan Türklerini konu alan yazıları Türkçü camiâ tarafından beğenilenerek okunmuş ve geniş kitlelere ulaşmıştır. Atsız tarafından Türkçüler’e gönderilen mektuplarda ilk kez Yeni Orkun’da gönderdiği kişiler tarafından yayımlanmıştır. Atsız’dan Aydile Ayda’ya Mektuplar kitabı da Tevetoğlu ve Yeni Orkun ekibinin teşvikleriyle yayımlanmıştır.

Kayseri Kültür ve Turizm Derneği ve Yeni Orkun Kayseri temsilciliği tarafından 7-8 Mayıs tarihinde Büyük Atsız‘ın hatırasına bir toplantı ve yazı yarışması gerçekleştirilmiş yarışmanın kazananlarına Fethi Tevetoğlu tarafından Atsız Armağanı adıyla armağanlar verilmiştir. Yine Orkun sayfalarında Altın Bozkurt Ödülü fikri ilk kez ortaya çıkmış ve ileri ki dönemde Orkun Vakfı tarafından gerçekleştirilmişti. Kasım 1988′de Yeni Orkun Akşamları adıyla bir etkinlik serisine başlanmış ancak devamı getirilememiştir. Yeni Orkun Akşamları, derginin yazarlarıyla okuyucularını bir araya getirmek ve Türklük ile ilgili güncel meselelerde fikir alışverişinde bulunmak amacını taşıyordu.

Derginin Aralık 1989, 20. sayısı Fethi Tevetoğlu‘na ithaf edilmiş “Bir Cihan Çöktü, Tevetoğlu’nu kaybettik” kapağıyla yayımlanmış ve yayım hayatı sona ermiştir. Türkçülük tarihiyle ilgili araştırmalarda bulunacak kişilerin kesinlikle okuması gereken dergiler arasında yer aldığını düşünüyorum.

Serkan Akgöz

1 1859

“Türk Ve Yabancı Milli Destanlarından Örnekler” adlı muhteşem eser, Nejdet SANÇAR’ın evraklarından oluşturulmuş ve geçtiğimiz ekim ayında Bozkurt Yayınları tarafından basılarak kitapseverlerin istifadesine sunulmuştu. Birçoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığımız bu görkemli çalışmayı bize kazandıran Serkan AKGÖZ Bey de bu ikinci kitabı ile gönüllerimizdeki yerini perçinlemiş oldu.

Eser 118 sayfadan ibaret olmakla birlikte fikriyatımızdaki ve edebiyat dünyamızdaki ehemmiyeti bakımından yüzlerce sayfaya denk olsa gerekir. Zira kabaca bir tasnifle iki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Türk milli destanlarından, ikinci bölümünde ise yabancı milli destanlardan kesitler sunulmakta. Türk destanları olarak Yaratılış, Şu, Oğuz Kağan, Ergenekon (Bozkurt), Türeyiş, Göç destanları ve Danişmendname’den en can alıcı bölümleri; yabancı destanlardan ise İlyada, Şehname ve Kalevela’nın asgari bilmemiz gerektiği kadarı bir araya toplanmış. İfadeleri sade, anlatımı akıcı ve milli gurur ve bilinci ziyadesi ile kazandırabilecek yeterlilikle olan bu çalışma için uzun zamandır okul kütüphanelerinde yokluğunu hissettiğimiz bir alanın doldurulmuş olduğunu söylemek de mümkün. Nitekim öğrencilerimiz bu kitap sayesinde sanal dünyadaki bilgi kirliliğinden kurtulup ihtiyaç duyduğu sağlıklı bilgiye artık kolayca ulaşabilecek.

Fevkalade yerinde düşünülmüş bu çalışma için Nejdet SANÇAR’ı rahmet ve özlem ile yâd ettikten sonra sanırım genç araştırmacı ve yazar Serkan AKGÖZ Bey’e de bir teşekkür borçluyuz. Hem fikriyatımızı ve edebiyatımızı berkiten bu ikinci kitap için hem de vatanını en çok sevenin görevini en iyi yapan olduğunu herkese bir kez daha kanıtladığı için…

Volkan Turgut

Nejdet Sançar’ın kaleminden “Türk ve Yabancı Millî Destanlarından Örnekler” kitabını www.bozkurtyayinlari.com adresinden kargo ücreti dahil 15 TL’ye edinebilirsiniz.

0 4880

Yeşilçam açısından Türk Sineması üzerine eleştiriler ve araştırmalar konusunda başvurulacak kaynak isimler veya kuruluşlar bir elin parmaklarını geçmez. Eski ve yeni kuşaklar olarak değerlendirme yapıldığında da durum aynıdır. Piyasada ulaşabileceğimiz araştırma yazıları genellikle belli sanatçılar veya dönemler üzerine şekillenmiştir. Bu açıdan Yeşilçamda Tarihi Filmler üzerine, tarih konusunda uzman bir kişiliğin görüşünü paylaşmak, meraklıları için bu konuda özel bir çalışma olacaktır.

Nihal Atsızın 1946 yılında tamamladığı Bozkurtların Ölümü şüphesiz Türk Edebiyatının kitleleri etkileme açısından en önemli eserlerinden birisidir. Eserin ikinci bölümü olan Bozkurtlar Diriliyor ise 1949 yılında tamamlanarak birbiriyle bağlantılı bu iki eser Bozkurtlar ismiyle edebiyatımızın önemli öğelerinden biri olarak yerini aldı.

atsiz-bozkurtlarin-olumu-bozkurtlar-diriliyor

Nihal Atsız Bozkurtlar

Bozkurtlar’ı ilk olarak 2000 li yılların başında okuma şansına sahip olmuştum. Birinci eser olan Bozkurtların Ölümü’nü bitirdiğimde aklımda oluşan ilk düşünce böyle bir çalışmanın neden sinemaya uyarlanmamış olmasıydı. Zira olay örgüleri ve her birinden ayrı bir hikaye yaratılabilecek kadar zengin karakterleriyle mükemmel bir Orta Asya senaryosu kaleme alınmıştı. Üstelik anlatılanlar Cüneyt Arkın – Aytekin Akkaya ikilisinin Natuk Baytan yönetmenliğinde gerçekleştirdiği Hakanlar Çarpışıyor’un çok ilerisinde bir hikayeydi.

M.S 7. yy.da geçen eser, kimi kahramanların gerçek tarihi kişiliklere dayanması ve Atsız’ın tarihi araştırmalar konusundaki uzmanlığını içeren pek çok hoş detayla mükemmel bir okuma zevki verdiği gibi beyaz perde de aslına uygun şekilde uyarlandığı takdirde unutulmaz sinema filmlerinden biri olabilirdi.

bozkurtlar-geliyor-bozkurtlar-intikami-film

Yeşilçam’ın böyle bir çalışmayı neden ele almamış olduğunun bir soru işareti olarak varolmaya devam ettiğini düşünürken sevgili dostum Serkan Akgöz’ün hatırlattığı bir makaleyle 1967 yılında Yeşilçam’ın Nihal Atsız’a danışmadan gerçekleştirdiği ve 1971 yılında bizzat Atsız tarafından cevabını aldığı iki filmin olduğunu öğrendim. (Muhtemelen aynı anda çekilmiş) iki filminde yönetmeni Cavit Yörüklü. Başrolde ise Fikret Hakan yer alıyor.

Sırasıyla Bozkurtlar Geliyor ve Bozkurtların İntikamı(Bozkurtların Öcü) olarak yayınlanan iki filmi de şu ana kadar izleyebilme şansım olmadı. Bununla beraber Nihal Atsız’ın dönemin kültür bakanına hitaben kaleme aldığı makalenin aşağıdaki bölümünde yer alan eleştirisi her iki filminde Tarihi filmler furyasının temel kodlarına sadık kalırken, hamaset üzerine şekillenmiş pek çok tarihi roman içerisinde ayrı bir yerde ele alınması gereken Bozkurtların nasıl heba edilmiş olduğunu göstermekte.

Makalenin giriş bölümü ise bugünün anlayışıyla değerlendirildiğinde içerik danışmanlığının sinema açısından ne kadar önemli bir detay olduğuna dair tarihi filmler furyasında ki tarihsel bakış açısından yanlışlara parmak basmakta.

bozkurtlar-geliyor-filmi

Nihal Atsız anlatıyor …

Milli ruhu şahlandırmak için tarihi filmler en iyi vasıtadır. Türk tarihinden, gerçeklere sadık kalınarak alınacak parçaların sinemalarda gösterilmesi yıllardır üstümüze çökmüş olan kabusu atmaya yarayacaktır. Bizde ilk yapılan tarihi filmler oldukça başarılıydı. Bu son yapılanlar bir maskaralıktır.

Türk yiğitleri dövüşürken havada takla atmaz. Amerikan filmlerinde olduğu gibi, her biri sığır devirecek yumruklarla dakikalarca düşe kalka dövüş olmaz. Şimdi bunlar yapılıyor. Türkler’e acayip kılıklar giydiriliyor. Amerikalıların maskaralıkları bize de uygulanıyor, sözün kısası Türk filmi olmaktan çıkıyor.

Eski çağlarda kadın çok serbest olduğu halde Türk kızlarının çıplak olarak erkekler önünde şehevi raks yapması gibi bir olay yoktur. Hacı ağalarının zevkini tatmin için böyle sahneler icat ediliyor. Rejisörler Türk tarihini ve geçmişini hiç bilmiyor.

Sözde tarihi film diye ’Bozkurtlar Geliyor’ ve ’Bozkurtların Öcü’ adında iki film çevrilmişti.

Bunlardan birini dört kişi birden seyrettik. Konu benim iki tarihi romanımdan, ’Bozkurtların Ölümü’ ile ’Bozkurtlar Diriliyor’ dan alınmış daha doğrusu çalınmıştı. Biraz değiştirmişler, iki romanı birbirine karıştırmışlar. Konuyu da, eseri de, tarihi kahramanları da, tarihi de rezil etmişlerdi. Çağdaş olmayan Göktürklerle Alanlar savaştırılıyordu. Koca Türk Kağanı, teneke kalkanlı sekiz kişiyle yola çıkıyordu. İkinci romanımdaki ’Deli Ersegün’ adlı kahraman burada Hacivat kılıklı bir maskaraya çevrilmişti.

Halbuki aslında bu iki roman tarihe titizlikle sadık kalınarak düzgün Türkçe ile yazılmış, adeta destan gibi kaleme alınmış eserlerdi ve bugünkü Türkçü gençliğin yetişmesinde büyük rol oynamıştı.

(Nihal Atsız Makaleler IV)

Nihal Atsız Bozkurtlar : http://www.otuken.com.tr/KitapDetay/bozkurtlar

Yazan: Gökay GELGEÇ – Yojimbooo

bozkurtlar-geliyor-kupur

http://sinematikyesilcam.com/2015/12/nihal-atsiz-anlatiyor-bozkurtlar-ve-tarihi-turk-filmleri/ adresinden alıntılanmıştır.

    0 0

    Dağıtım firmalarının yüksek bedeller karşılığında dağıtım yapmasından dolayı, dergimiz sadece abonelerine ve temsilci bulunan illere gönderilmektedir. Bu nedenle dergimizi abone olarak edinmek siz okuyucularımız için en kolay ve uğraşsız yöntemdir. Abone olduğunuz takdirde yayımlanan sayılarımız, belirttiğiniz adrese posta yoluyla gönderilecektir.

    Kavgamız dergisi yıllık abonelik bedeli (12 sayı) yurtiçi KDV ve posta ücreti dâhil 70 TL’dir. Dergiler posta ile verilen adrese gönderilir.

    ABONELİKLER GEÇİCİ OLARAK DURDURULMUŞTUR

    Ödeme için hesap numaralarımız:

    Serkan Akgöz adına, Türkiye İş Bankası, Kadıköy / Rıhtım Şubesi:
    Hesap No: 1025-4304911 – IBAN: TR43 0006 4000 0011 0254 3049 11

    Abonelik formunu buraya tıklayarak indirebilirsiniz. Abone formunu doldurduktan sonra dekont ile birlikte kavgamizdergisi@gmail.com adresine e-posta göndermeniz gereklidir.

    Detaylı bilgi için 0 546 683 19 44 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz.

    0 1032

    11 Aralık 2015 – İstanbul Temsilciliğimiz, Atsız Ata‘nın uçmağa varışının yıl dönümü nedeniyle kabri başında anma etkinliği gerçekleştirdi. Etkinliğe Sakarya başta olmak üzere farklı illerden gelen bir çok Türkçü katıldı. Türkçüler Derneği kurucularından Erk Yurtsever ve Oğuzeli Turan Derneği Başkanı Serkan Akgöz kabirde birer konuşma gerçekleştirdiler.

    1 3917
    Türkçü Kavgamız Dergisi 6. Sayı

    Türkçülerin dergisi Kavgamız’ın 6. sayısı çıktı.

    “Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı: Kür Şad”

    İçindekiler;

    # Devlet Kurtaran İhtilâller – Erk Yurtsever
    # Büyük Adamlık – Serkan Akgöz
    # Doğu Türkistan – Bir İstiklâl Dâvâsı – Kutlu Altay Kocaova
    # Yelteme (Şiir) – Basri Gocul
    # Irkçılık Üzerine – Prof. Dr. Acar Sevim
    # Göktanrı’ya Cankuşum (Şiir) – Mustafa Kayabek
    # 3 Mayıs – Yarımoğlu
    # Karamanlılar (2) – Furkan Kaleli
    # Kayabek Tanrı Dağında
    # Millî Mücadele Türk Kadını (2) – Seray Şallı
    # Bizden Haberler

    Dergimizi edinmek için 0546 683 1944 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz.

    Bu Hafta Çok Okunanlar